25 Maddede Sosyal Medya Diyetim

Fatih Ekrem Bahadır
10 dk
Yorum Yok
188

5-6 yıldır Facebook, 3-4 yıldır da yoğun olarak Twitter kullanmaktayım. Önceleri sosyal medyada sadece durum paylaşırken şimdilerde fotoğraf, video ve haber paylaşıyoruz. Zaman zaman bu paylaştıklarımız üzerinden en yakın sanal dostlarımızla neredeyse birbirimize girecekmiş gibi ağız dalaşı yapıyoruz. Gün geliyor acılarımızı paylaşıyoruz, gün geliyor diploma sevincimizi paylaşıyoruz. Kimi zaman birilerine haykırırken, kimi zaman da ya vatan kurtarıyoruz ya da bir Müslüman ülkenin vatandaşları için yanıp tutuşuyoruz. Bazen bir firmayı protesto ediyor, bazense sahilde soğuk içeceklerimizi paylaşıyoruz.

Lakin sosyal medya kullanımı gitgide bende sinir yapmaya başladı. Günlük hayatım normal giderken sanal hayatım kahr-u perişan halde. Sanal kimliğimin son günlerde pek de sağlıklı olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Bu nedenle kendime göre şu 25 maddeyle sosyal medya araçlarından olabildiğince diyet yaparak sanal kimliğinin sağlığına kavuşmasını istiyorum. Buyurun sizlere madde madde anlatayım.

• Eşin, dostun “Facebook’a şunu yazmışsın.” demesi.

Eş, dost ile muhabbet edip, iki lafın belini kırdığımızda söz dönüp dolaşıp Facebook’a geliyor ve orada paylaştıklarınız önünüze konuyor. Yazdığınız iletiler ve retweetlerinizden dolayı sorguya çekilebiliyorsunuz. Bu şikayetler çoğaldıkça artık siz de yavaş yavaş sosyal medyadan elinizi, eteğinizi çekme gereksinimi duyuyorsunuz.

• Anne, babanın “İnternet’e şöyle yazmışsın.” demesi.

Çocuk ne kadar büyürse büyüsün anne babasının yanında hala çocuk kalıyor. Hele Türkiye’de 50 yaşında bile olsanız eğer anne babanız sağ ise onların gözünde siz hala çocuksunuz. Biz çocuklarımızın üzerine titremeyi seven bir milletiz. Öyle 18 yaşına gelince evladını rahat bırakan bir cedde sahip değiliz. Böyle olunca da ikide bir onlara göre internette yazdıklarınız -iyi bir şey bile olsa- tehlikeli oluyor. Millet olarak hala internetten fatura ödemeye korktuğumuz için bir ileti yazmanız sonunuz olabilir maazallah.

• İkide bir karşımıza çıkan “Şunu yazma, memurluğundan olursun!” ikazı.

Evet yanlış duymadınız, artık son 10 yılda insanlar internette yazdıklarından ötürü uyarı, tayin, göz altına alınma ve tutuklanma gibi olaylarla karşılaşabiliyor. Bu kaygıyı taşıyanlar haksız da değiller. Zira bu nedenle uyarı alan veya sürgüne gönderilen, mahkeme gören insanlar mevcut. Buna benzer bir olayı kendim bizzat kendi okulumda yaşadım. Bir tweetim yüzünden uyarıldım ve hatta okuluma kadar geldiler. Bu konuda Ahmet Göker davasına veya Aylim Aslım davasına bakabilirsiniz.

• Klavye kahramanlığı ile vatanın kurtarılamaması.

Terörle ilgili olarak şehit cenazeleri geldiğinde veya Soma’da 301 can kömür karasında son nefesini verdiğinde sosyal medyada feryat, figan etmenin bir şeyi değiştirmediğini gördüm. Ateşin düştüğü yeri yaktığına, olay bittikten sonra herkesin kendi köşesine çekildiğine her gün şahit oluyoruz. Eğer o gün bir ileti yazar veya tweet atarsanız gündeme ilişkin konuşmuş oluyorsunuz. Bunun daha ötesi yok. Zaten ne yazdığınız iletilerle vatan hainlerden kurtuluyor, ne de attığınız tweetlerle o canlar geriye geliyor.

• İktidar yanlısı kişilerin artması, bu kişilerin hiçbir şekilde ve hiçbir şeyle ikna olmamaları.

Son 10 yılda Türkiye’de maalesef insanlar ikiye ayrıldı: Ya iktidarın yanındasınız ya da karşısında. Ortada bir yerlerde zaten olma durumunuz hiç yok. Ya onlardansınız ya da öteki… Durum böyle olunca, iktidarın yanında olanlar çoğaldı. Parti için, iş için, para için, şöhret için, vb. nedenlerle kişiler sokakta ve sanal alemde iktidarın savunucusu durumuna geldiler. Bu kişilerin sayısı gün geçtikçe artmakta ve acı olan şu ki bu kişiler hiçbir şeyle ikna olmuyorlar veya olmak istemiyorlar. Yaptığınız paylaşımlar bu kişilerin ağına takılıyor ve sinir savaşı yaşamanız an meselesi oluyor.

• Muhalif paylaşımlar nedeniyle durduk yere, normal hayatta hiç karşılaşmayacağınız kişilerle bile düşman olmak.

Facebook’ta 1500’ün üzerinde arkadaşım, Twitter’da ise 150’nin üzerinde takipçim var. Bu insanların birçoğunu tanımama rağmen benim ağımda yer alan tanımadığım bir sürü kişi oluyor. Yazdığım ileti konusu veya attığım tweetler eğer kendi düşüncelerine muhalif paylaşımlarsa sadece sanal alemde tanıştığınız kişilerle sanal kavganız başlıyor. Ve yaptığınız paylaşımların altında sonu gelmez yorumlar yer alıyor. Günlük hayatta görüp selam bile vermeyeceğiz kişiler, bir anda sizin sanal muhataplarınız oluveriyor. Uğraşın uğraşabilirseniz artık.

• Son seçimlerle birlikte insanların gerçeklerle değil de gücün, maddiyatın yanında yer almaları.

Her ne kadar “mazlumun yanındayız” repliği dillere pelesenk olsa da biz millet olarak gücün ve paranın yanında olmayı severiz. Halkımız ısrarla son 10 yılda gücün ve paranın yanında olduğunu gösterdi. Eğer görünene bakılırsa bu durum böyle de devam edecek gibi. Sonu nereye varır bilinmez ama seçimlerin sonuçları bu şekilde.

• Sosyal medyada o kadar muhalefet yapılmasına rağmen seçim sonuçlarının değişmemesi.

Facebook ve Twitter’da o kadar muhalefet edilmesine, Gezi Olayları ile muhalifler sokağa dökülmesine rağmen seçim sonuçları değişmedi. Millet yine inisiyatifini iktidardan yana kullandı. Şaşmamak elde değil. “Sen vermedin, ben vermedim. O zaman kim verdi bu oyu?” demek geliyor içimden. Seçim sonuçları değişmeyince sosyal medyada o kadar kendimizi paralamamıza gerek yok algısına kapılıyor insan. Zaten seçim sonuçları da bu algıyı haklı çıkarıyor.

• Ülke ekonomisinin tavan yapması(!)

Evet yanlış duymadınız. Ekonomimiz tavan yapmış durumda. Hazinenin ağzına kadar altınla dolu olduğu söyleniyor. IMF’ye borç verir duruma geldik azizim. Dolar, Euro ve altın fiyatları neredeyse 10 yıldır geriye gidiyor. Türk Lirası günbegün döviz karşısında değer kazanıyor. Borsa neredeyse Cumhuriyet Tarihi’nin başarı rekorlarını kırıyor. Bu konuda Ali Babacan’ın açıklamalarına göz atabilirsiniz.

• Vatandaşların eğitim ve refah düzeylerinin gitgide artması(!)

Artık ilde bir üniversitemiz ve her ilçede bir meslek yüksek okulumuz var. Liselerde sınıfta kalmak diye bir problemimiz yok. Her öğrenci liselere sınav kazanarak giriyor. Her yer Anadolu lisesi. Bütün öğrenciler akademik eğitim almalı. Çırağa filan ihtiyaç yok. İllaki herkes üniversite okumalı. Hatta yüksek lisans yapmalı. Üniversite mezunu olup ta ortalıkta işsiz gezenler varmış, siz onlara kulak asmayın. TÜİK zaten onları işsiz kategorisine koymuyor.

Refah seviyesini konu edinirsek artık herkesin bir evi ve bir arabası var. Nasıl alındığını sormayın, zira her ikisi de bankadan ipotekli. Kredi kartı mevzusuna ise hiç girmek istemiyorum. 10 sene önce Toros’a binenler şimdi Mercedes’e biniyor, villada oturuyor, gemileri var. Eğer sizin yoksa, kusura bakmayın kardeşim, o sizin suçunuz.

• Ülke bütünlüğünün giderek daha belirgin hale gelmesi(!)

Dizilerden vakit bulup haber seyrediyorsanız ülkemizin son 10 yılda daha derli toplu bir hale geldiğini; vatandaşların dini, milli ve kültürel değerlere daha çok sahip çıktığını göreceksiniz. Bebek katilinin pamuk prenses olduğunu, OSLO ve Habur diye bir gerçeğin olmadığını, Öcalan’ın barış elçisi olarak yakında TBMM’ye geleceğini öngörebilirsiniz. Artık anaların ağlamadığını, şehit cenazelerinin gelmediğini, ülkenin doğusunun elbette iktidarın yönetimi altında olduğunu görebilirsiniz.

Askeri birliğe girip bayrak indirenlerin  yarın namusumuza göz dikeceğini, Öcalan’a hesap soran hemşire Yıldız Namdar’a ne cevap vereceğimizi, bütün komşularımızla neden düşman olduğumuzu, Irak ve Suriye’nin iç işlerine karışarak ne tür bir belanın içine saplandığımızı, IŞİD’i işitip işitmediğinizi hiç düşündünüz mü?

• Gereksiz tonla paylaşımı okumak zorunda kalmak.

Sosyal medya böyle bir şey maalesef. Sevgilisinden ayrılanların sitemini, eşiyle romantik bir tatil yapanların fotoğraflarını, bir sürü gerekli gereksiz edebi bilgiyi zaman tünelinizde okumak zorunda kalabilirsiniz. O da yetmez size mesajla kontör bile isteyebilir ve virüs gönderebilirler.

• Edebiyatı sosyal medyadan değil kitaplardan öğrenme isteği.

Facebook’ta edebiyat kaç parçaya ayrılıyor inan ki bilemezsiniz. Hiç duymadığınız metinleri okumanız içten bile değildir. 15 yaşındaki bir Facebook kullanıcısı bir söz paylaşır feleğiniz şaşar. Bunlar alışageldiğimiz durumlar değil. Onun için edebiyatı sosyal medyadan değil de kitaplardan öğrenelim. Edebi bilgimizi dostlarımıza Facebook’ta hava atmak için değil de daha güzel dilekçeler yazabilmek için kullanalım, değil mi? Daha dilekçe yazmasını bilmeyen arkadaşlar mı var dedi biri?

• Ergen diline karşı kendi dilimi koruma dürtüsü.

“Slm, nbr, cnm, xD” gibi kısaltmaları biliyor ve kullanıyorsanız bilin ki siz de Facebook/mesaj ergenisiniz. Kusura bakmayın arkadaşlar. Ben böyle bir dil kullanmak istemiyorum. “Slm” demek yerine “Merhaba, Selamün Aleyküm” demeyi tercih ederim. O tür kısaltmalar ne bir şey anlıyorum ne de kullanmak istiyorum. Türkçe iletişime geçmek için yeterince iyi bir dil. Kelimeyi aslında olduğu gibi kısaltmadan kullanmak en iyisi.

• Coca Cola’yı Facebook’ta boykot etmeme rağmen İsrail ekonomisinin çökmemesi ve Gazze’ye yaptığı saldırıyı durdurmaması(!)

Son günlerde İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları sosyal medyada geniş yer buldu. Vatandaşlar kendi ceplerinden para verip aldıkları Coca Cola ürünlerini dökerek İsrail’e destek verdiği söylenilen Coca Cola’yı boykot etmeye başladı. Hatta bazı marketler bu ürünleri satmama kararı aldı. Sosyal medyada İsrail ürünleri çarşaf çarşaf yayınlandı, apartman panolarına bu ürünler yerine alternatiflerinin tercih edilmesi yine İsrail ürünleri üzerinden bildirildi.

Sadece kolayı değil gazlı içecekleri mide sağlığım nedeniyle tüketmemeye gayret ediyorum. Lakin gördüklerime bakılırsa bu boykotlarla ne İsrail kahroldu ne de Filistin bu saldırılardan kurtuldu. Sadece biz sadece zaman tünelimizi doldurmaya devam ettik.

Yalnız bu arada Coca Cola Türkiye firması ilginç bir açıklama yaptı. İsterseniz “kamuoyu bilgilendirmesini” bir okuyun. Filistin/Türkiye’de ne kadar kola fabrikası olduğunu ve buralarda ne kadar Filistinli/Türk personelin çalıştığını görebilirsiniz.

Bu konuda sizden naçizane tavsiyem El Fetih ve Hamas’ın kimler olduğunu, ne için çalıştıklarını/çatıştıklarını ve Filistin’in neden bu hale geldiğini araştırmanızdır.

• Önceden bilgilendirmeden sürekli elektrik ve su kesintisi yapan Emet Belediyesi’nin mahallede dolaşan sokak köpek sürüsünü toplanmaması(!)

Komik gelebilir ama lütfen gülmeyin. Emet, 10 bin nüfuslu bir ilçe. Belediyecilik görevini son 3 seçimdir Kütahya’nın %99’unda olduğu gibi burada da iktidar partisi alıyor. Çünkü Türkiye’de 3 kişiden 2’si oy verirken bizde 3 kişiden 6 kişi iktidara oy veriyor.

Neyse biz gelelim soruna: Zannedersem belediye su işlerinde oturan arkadaşların canı sıkılıyor, ikide bir vanayla oynayıp duruyorlar. Gece su var, sabah kalkıyorsunuz su yok. Gün boyu suyunuz yok. İftarda bile suyunuz olmayabiliyor. Elektrik de aynı durumda. Gece var, sabahtan akşama kadar yok. Hatta iftara misafir davet etmiştik, gayet romantik bir şekilde mumlar eşliğinde ikram ettik misafirlerimize iftar yemeğimizi. Bu kesintiler için bir gün öncesinden haber vermek de yok. Niye haber verecekler ki! Su da onların, elektrik te. İstedikleri zaman verip, istedikleri zaman kesebilirler. Siz oturduğunuz yerden sızlanıp durun.

Sokak köpekleri meselesine gelirsek; Emet’in sokaklarında sürüyle sokak köpeği var. Bu köpeklerin köylerden getirilip ilçeye bırakıldığı da söyleniyor. Bu köpekler mahalle aralarında ordu halinde dolaşıp mafyavari yaklaşımlar sergiliyorlar. Hatta sokak aralarında parkta oynayan çocuklara saldırıp bacak kaslarının gelişmesine bile yardımcı oluyorlar azizim. Bu konuda belediye ekiplerine haber verdiğinizde, “Biz sizin itinizle, köpeğinizle uğraşamayız!” oluyor cevapları. Hayvan barınağı yapmak zor tabi. Onlara da hak vermek gerek.

• Sosyal medyanın giderek mahalle kahvesinden farkının kalmaması.

Kahvelerde tonla çeşit insan görürsünüz. Artık sosyal medyada da aynı durum mevcut. Her kesimden, her düşünceden ve her gruptan kişiler var. Bu kişiler kendilerine göre paylaşımlarda bulunuyor. Arkadaş listeniz kabarık ise bir ton gerekli/gereksiz paylaşım zaman tünelinizde yağmur gibi yağmaya başlıyor. Siz de sayfanın sonunu bulayım derken zaman ilerleyip gidiyor. Zaten kahve alışkanlığı olmayan evcimen biri olarak sosyal medya kahvehanesini hiç almayayım. Teşekkürler efendim.

• Siyaseti siyasetçilere, ekonomiyi ekonomistlere ve eğitimi de eğitimcilere bırakmak.

Ülkemizde siyaset yapmak nedense son 10 yılda yasak malzemesi haline geldi. Kimse muhalif ses duymak istemiyor. Hazmedemiyorlar. Muhalif sesleri duymak dahi istemiyorlar. Arkadaş ortamında siyaset konuşmanız hararetli tartışmalarda neden olabiliyor. Dolayısıyla siyaseti siyasetçilere, ekonomiyi ekonomistlere, eğitimi de öğretmen arkadaşlara bırakmaya karar verdim. Herhalde en doğrusu bu olacaktır. Zira 70’lerde millet sokaklarda birbirini boğazlarken Ecevit ile Türkeş’in aynı konutta kaldığını öğrenince siyaset yapmamaya karar verdim.

• Kendime, kitaplarıma, mesleğime, aileme ve sevdiklerime daha çok zaman ayırmak.,

Sosyal medya artık hayatımızda su ve ekmek gibi kendine yer edindi. Neredeyse sabah kalkınca daha yüzümüzü bile yıkamadan Facebook ve Twitter hesaplarını kontrol eden bir nesle dönüştük. Yapılan araştırmalar da bu kanıyı desteklemekte. Sosyal medyada giderek daha çok vakit harcıyoruz. Böyle olunca da sevdiklerimize yeterince vakit ayıramıyoruz. Hatta ailecek gidilen yemeklerde bile yemeğin keyfini çıkarmak yerine Instagram’a resim atmak veya tweet atmakla meşgul oluyoruz.

Bu nedenlerle, sosyal medyada vakit kaybedeceğime kendime, çok sevdiğim kitaplarıma, mesleki bilgime ve aileme/arkadaşlarıma daha çok vakit ayırmak istiyorum. Böylelikle hem sanal kimliğim stres altında kalmayıp sağlıklı olacak hem de sevdiklerimle bağlarım daha da kuvvetlenecek. Umarım bunu sizler de yaparsınız.

• Kendimi teşhir etme dürtüsünü azaltma isteği.

İnternette, sosyal medyada olmak kim ne derse desin bir nevi kendini teşhir etmektir. Bu dürtü maalesef hepimizde var. Bunu dizginlememiz gerek. Ünlülerin her zaman ekranda veya kameralar önünde olmak istemelerine benzetebiliriz bunu. Biz de sosyal medya sayesinde dostlarımızın önüne çıkmış oluyoruz. Daha az teşhir, daha az kayıp ve zarar anlamına geliyor. Bundan böyle dizginler elimizde.

• Belirli bir süre yoğun bir şekilde muhalefet ettikten sonra aldığım geribildirimler neticesinde havanda su dövdüğümü hissetmem.

Sosyal medya bir nevi uzay gibi. Siz ileti ve tweetlerinizle bir nevi boşluğa bir şey fırlatıyorsunuz ve buna geribildirim alıyorsunuz. Lakin özellikle son dönemde milletin gözünü açacak yazı, resim, video veya haber ne paylaşırsanız paylaşın sanki hiçbir şey değişmiyormuş gibi geliyor bana. Bu da havanda su dövmeye benziyor. Uğraşıp çabalıyorsunuz ama elde ettiğiniz koca bir hiç oluyor. Ürün ekip hasat yapamadığınızda oturup kendi muhasebenizi yapmanız gerekiyor. Dolayısıyla kendimizi boşu boşuna yormamıza gerek yok dostlar.

• Sinir ve akıl sağlığımın sosyal medyadan uzaklaştıkça daha iyi hale gelmesi.

Deneyin, siz de göreceksiniz. Sosyal medyadan ne kadar uzak kalırsanız sağlığınız o kadar iyi oluyor. Daha az sinirleniyorsunuz. Daha az moraliniz bozuluyor. Sosyal medya haberleri seyretmek gibi bir etki yapıyor insanda. Çünkü sizin iletilerinize almadık cevaplar yazan kişiler sizi hırslandırıp canınızı sıkıyor. Dolayısıyla geriliyorsunuz. Sinir/akıl sağlığınız hatta strese bağlı olarak sağlığınızda bundan etkileniyor. Daha az sosyal medya, daha az stres.

• Sanal stresten uzak kalma istediği.

İletilere yapılan yorumlar, iğneleyici sözler, kendilerine ait olmayan durumları delicesine savunmalar, size yapıştırılan yaftalar sizi sanal ortamlarda daha saldırgan bir kimliğe dönüştürüyor. Gündelik hayattaki stres yetmezmiş gibi bir de sanal alemde yaşadıklarınızdan dolayı stres yaşamaya başlıyorsunuz. Bunu çevrenizdekilere de ister istemez yansıtıyorsunuz. Gerek yok efendim; bırakın sosyal medyayı, sanal kimliğinizin de sağlığı iyi olsun.

• Kimsenin fikirlerinin değişmemesi.

Gördüklerime göre sosyal medyada kimse ikna olmuyor. Fikirler değişmiyor. Teknolojinin değişmesinin aksine insanların fikirleri daha sabit hale geliyor. Herkesin, her kesiminin, her grubun kendine göre doğruları var. Her kesin kendine göre yaşadığı bir hayatı, fikirleri ve dini var efendim. Bu alana müdahale etmeniz mümkün değil. Kendinizi yıpratıp yormayın derim.

• Herkesin, her kesimin kendine göre doğrularının olması.

Son maddeye geldik. Artık toplumun doğruları yerine kişilerin kendi doğruları, kendi dinleri ve kendi sabit fikirleri var. Bunları değiştirmeniz mümkün değil. Ne onlar sizin doğrularınızı, ne de gerçekleri kabul ediyorlar. Herkes tutturmuş bir yol gidiyor anlayacağınız. Allah sonumuzu hayretsin.

Yazıyı sonuna kadar sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim. Malum vedalar kolay olmuyor. Bunlar benim kendi gözlemlerim. Bu nedenlerden dolayı sosyal medyadan olabildiğince uzak kalmayı düşünüyorum. Bundan böyle benim ileti/tweetlerim eğitim, yabancı dil eğitimi ve Apple ürünlerinin haricinde olmayacaktır.  Aman sanal kimliğinizin sağlığına dikkat edin. Hadi kalın sağlıcakla dostlar.

Her şey bonibon.ca olsun!