Fatih Ekrem Bahadır
01

İSİM

Fatih Ekrem Bahadır

MESLEK

Yabancı Dil Eğitmeni

EPOSTA

mail@fatihbahadir.com

TELEFON

(+90) 532 603 77 22

01

Ayaş l Genç Yetişkinliğim

Orhan Aleçakır tarafından çekilmiştir.

Bu Ayaş Neresi La?

Yaşadığım yerlerle ilgili birkaç kelam etmeyi severim. Daha önce de Emet’le ilgili bir yazı kaleme almıştım. Öğretmen olduğumuzdan, çenemizin düşük olmasına bakmayınız efendim. Sürçülisan edersek affola. Biz Kütahyalılar, pek minarenin gölgesinden uzaklaşmaya cesaret eden insanlar değilizdir. Bir çılgınlık yapıp tayin istedik Ankara’ya, bakanlıkta çalışırız diye. Gece yarısı kamyon sırtında, yükümüzle indik kıvrımlı yolları ve tepeleri aşarak Ayaş’a geldik. Göreve başlama işlemleri yapmak için bir kez gelmiştim öncesinde. İlk bakışta, vadiye kurulmuş, yol üzerinde küçük bir Anadolu kasabası izlenimini veriyordu Ayaş.

Soğuk Nevale mi? Mesafeyi Korumak mı?

Pazar sabahı geldik. Pazartesi okullar açıldı. Daha besmele çekmeden sendika kavgalarına kurban edilen bir okul yönetimi gördüm. Ayaküstü müdür yardımcılığı topunu kucağımızda bulduk. Canla, başla başladık göreve. Tabi hayaller Paris’ti ancak gerçekleri henüz görmemiştik. Yetiştiğim memlekete göre buradaki insanlar daha mı soğuktu yoksa mesafeyi mi koruyorlardı anlamadım ilk önce. Meğer Ankara, büyükşehir insanı seni tanısa da tanımasa da mesafesini koruyormuş. Sonra anlayacaktık aslında, bu küçük bir çocuğun artık büyüyüp insan içine katılıp resmiyete bürünmesi, demek olduğunu.

Ayaş’ta Ne Yenir, Ne Yapılır Gardaşım?

Öztürkçe kökenli “Parlak, aydınlık gece” anlamına gelen Ayaş, dut, kiraz ve domatesiyle Ankara’nın yol üzerinde meşhur bir ilçesi. Biz Domaniç için Kuruluşun Obası diye övünürken Ayaş’ın 1000 yıllık Türkmen Oymağı olduğunu şaşkınlıkla öğreniyoruz. Hiç düşman işgaline uğramamış. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Atatürk memur ihtiyacının çoğunu bu ilçeden karşılamış. Hacı Bayram Veli Hz.’nin soyundan gelen Bünyâmin Ayâşî Hz.’nin türbesi, 16. Yüzyıl’dan kalma Aktaş Camii gibi çok eski yapılar ve tarihi evleri barındırıyor bünyesinde. Reklam konusunda bir Beypazarı kadar olmasa da kendine has özellikleri var.

Ayaş, güveç, haşlama, höşmerim, dutdibi siyer, kapalı kıymalı pide ve bazlaması ile meşhurdur. Çok et yediğini zanneden kişileri Ayaş’a götürmek isterim. Zira yemeklerini görünce hiç et yemediğimi düşündüm. Bu lezzetleri Ayaş’ın en eski lokantası Bahçeli Kardeşler, Ayaş Sofrası, Necati Usta’nın Yeri, Tekem Restaurant, Güllüdere Mutfağı gibi yerel lokantalarda tadabilirsiniz. Erler Konağı’nda doğayla iç içe kahvaltı yapabilirsiniz.  

330 metrelik Kumludoruk Tepesi’nde yamaç paraşütü sizleri bekliyor. Termal otellerinde kaplıca keyfi yapıp 65’ten fazla tarihi konak, cami ve çeşmeleri ziyaret edebilirsiniz. Karadere Bağları’na yürüşe çıkabilir, Cuma günleri merkezde kurulan pazarda alışveriş yapabilir, Yöresel Ürünler Pazarı’nda organik ürünlerin tadına bakıp ve Haziran sonunda dalından, parmak kadar dut, kıpkırmızı kiraz ve domates toplayabilirsiniz. Bürokratların hobi bahçeleri karşılar sizi Ayaş’a ulaşmak için tepeleri aşarken.

Meslek Lisesi, Memleket Meselesi

Öğretmenliğe başladığımdan beri 10 yıl boyunca sürekli Anadolu Lisesi’nde çalışmıştım. Meslek Lisesi’ne önyargıyla gittim. Hele başlamadan önce kulağımıza üflenen “Şeflerden uzak dur!” suflesinden sonra, insanlara üfleyerek yaklaşıyordum. Lakin bu işte bir terslik olduğunu insanlara dokununca öğrendim. Düşündüğümün tam aksine, hepsiyle sımsıkı dost olduk. Onları deniz kenarında topladığımız deniz kabuklarına benzettim. Sadece deniz kabuğu zannediyorsunuz ama uğraş verip içlerindeki inciyi bulunca… Sonrasında canciğer, kuzu sarması dostluklar…

Büyükşehirde Yaşamak Askerlik Yapmak Gibi

Anadolu’nun küçük bir kasabasında yıllarca mutlu mesut çalışmıştım. Eş dost yanımdaydı. Parasız kalsam 6 ay esnafa yazdırıp geçinebilirdim. Kredi kartı nedir bilmezdim. 40km bana uzak gelen bir mesafeydi. 70km’de şehir değiştirirdik. Çalışmaya dair tek bildiğim, sadece hafta içiydi. Büyük düşün dediler. Büyükşehirde para çok dediler. Geldik büyük bir şehre. İlk sene, hafta sonları da çalışmaya başladım. Artık 40km yakın mesafeydi. Eş dost ise hak getire. Kaza geçirdim. 30 ailelik apartmandan sayılı kişiler geldi ziyaretime. 10₺ eksik olunca her gün ekmek aldığımız esnaf tüp vermedi.

İkinci sene hafta içi akşamları da çalışmaya başladım. 70km yakın mesafe oldu. Birinin kuyusu nasıl kazılır onu öğrendim. Neşeyle gittiğimiz bayramlar, bütçeye yük olmaya başladı. Eşi dostu unuttuk. Çocuklara vakit kalmamaya başladı. Kendimse robota benzedim. Üçüncü sene hem hafta içi hem de hafta sonu çalışmaya başladım. Günlük 100km yakın mesafeydi. Çok kazanıyor, çok da harcıyorduk. Dinlenmek mi? O da ne? Eş dost ise hak getire. Çoluk çocuğa vakit ise ancak uyurken. Vakitler yollarda geçiyordu. Vakit geçirecek tek yerse AVM.

Dedim ki; a dostlar, bırakın beni; ben küçük Anadolu kasabama geri döneyim. Para sizin olsun. Kredi kartları da. AVM’ler de sizin olsun. Yeter ki bana dostlarımı, zamanımı ve kendimi geri verin. Benden bu kadar azizim. Ben döneyim, sizler yoğunluğunuzla yaşayın. Elveda!.. Büyükşehirde yaşamak askerlik yapmak gibi. Herkes askerlik hatıralarını anlatmaya bayılır ama hiçbir asker de şafak saymaktan ve doğan güneşi beklemekten geri durmaz.

Ne Öğrendim La Bebelerden?

Kızılay’da bir cadde, Meşrutiyet… Memlekete dil öğreten caddeyi birkaç yıl arşınladım. Dil kursları, çay ocağımız oldu. Yeni dostlar edindik, yüze gülüp iş çevirenleri tanıdık. Her yüze gülenin, sizin adınıza olumlu düşünmediğini velhasıl geç öğrendik azizim. Tek maaşla büyükşehirde yaşanılmayacağını gördük. İki işte de çalışınca insanın gücünün yetmediğini… Kiralar hayli yüksekti. 1100₺’ye varan rakamlar çıkıyordu cebimizden. Elektrikti, suydu derken bakmışsınız maaş uçmuş. Hatta eşi çalışan arkadaşlar bile 2000-2500₺ verip merkeze gitmek istemiyordu. Mahmut Şevket Esendal’ın Ayaşlı ile Kiracıları kitabını boşa yazmadığını bizatihi nevi şahsına münhasır ev sahiplerimizden görerek öğrendik.

Bakmayın unvanımızın öğretmen olduğuna. Aslında biz öğrencilerimizden öğreniriz birçok şeyi. Meslek lisesi çocuklarından samimiyeti, cana yakınlığı, kuzu kesip mangala davet edilmeyi, Ankaragücü’nü desteklemeyi öğrendik. Ağzımız bir karış açık pavyon kültürü ne demek işittik. İşletmelerde staj, devlet katkısı, sigorta ödemesi ve maaşa yakın ek ders ne demek meslek lisesinde gördük. Bir daha çalışır mısın deseler, “Ne zaman başlıyoruz?” derim. Ha bu arada, çocuklara kaç yaşında olursa olsun “bebeler” diye hitap ediyorlar. Bir de her cümleye “la” eklemeleri yok mu, sizi sizden alır.   

Geri Dönerken Eksiliyorsunuz

“İnsan her ayrıldığı yerde bir parçasını bırakır!” derler eskiler. Taşınırken birçok şeyi attığınız gibi gelirken siz de eksiliyorsunuz. Soğuk nevale diye baktığınız insanlar, size bir akrabanızdan daha yakın oluyor. Gelirken tekrar tekrar sarılmaktan alamıyorsunuz kendinizi. Ayaş, benim genç yetişkinliğim. Orada erdim. Memleketin en tepesine Ata Kule dürbününden baktım, yanlarında durdum. Yanlarına yakışmaya çalıştım garip bir Anadolu çocuğu edasıyla. Yapabildiğim, yetişebildiğim kadarıyla…

Kitap okuyan edebiyat öğretmenlerinin olduğunu, klasikleri en iyi giyim hocasının bildiğini, şeflerle edebiyat sohbeti yapılabildiğini gördüm. “Büyükşehir bana ne kattı?” diye düşünecek olursam, birey olmayı, mesafenin gerekli bir şey olduğunu, profesyonel davranmayı ve kitap okumayı öğretti derim. Korkmayın, cesaretli davranın ve büyükşehirde yaşama tecrübesini heybenize katın tavsiyesinde bulunurum. Toparlayacak olursak; geldim, gördüm ve döndüm.  

Kaynaklar: