Fatih Ekrem Bahadır
01

İSİM

Fatih Ekrem Bahadır

MESLEK

Yabancı Dil Eğitmeni

EPOSTA

mail@fatihbahadir.com

TELEFON

(+90) 532 603 77 22

01

Geometri Öğrenmenin Kral Yolu Yoktur!

Merhaba Çağlayan Hocam,

Sizi özellikle öğretmenler için kaleme aldığınız “Öğretmenler İçin Beden Dili” kitabınızla tanıyoruz. Geçen hafta kitabınızı Fatih’in Kitaplığı‘nda misafir ettik. Kitaplarınızı okuduk, okuttuk ve çevremize tanıttık, hatta öğretmen dostlarımıza 24 Kasım’da hediye ettik.  Siz de bize “Ayna Ayna, Söyle Bana” kitabınızı imzalı bir şekilde hediye etmiştiniz. Öğretmen ve eğitim gönüllüsü olan dostlarımıza Çağlayan Babacan’ı yakından tanıtmak adına sizinle bir röportaj yapmaya karar verdik. Bu iş yoğunluğu arasında teklifimizi geri çevirmediğiniz için teşekkür ederiz. Buyurun hemen başlayalım efendim. 

Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Öncelikle hem size hem de okuyucularınıza merhaba demek isterim. Ve asıl ben size teşekkür etmek isterim. Ankaralıyım. Lisans eğitimimi Trabzon’da, lisansüstünü İstanbul’da gerçekleştirdim. Yani Ankara’da başlayan öğrenim süreci kuzeydoğuya sonra kuzeybatıya doğru bir çizgi izledi. Dil eğitimi, sonrasında iletişim. Özel kurumlarda işe başladım. İstifa edip devlete döndüm. Sonra devletten istifa edip özel kurumlara geçtim. Uzun bir süre çalıştıktan sonra tekrar devlete geçtim. Sonra öğretmenlik dışında farklı işler; zikzak çizer gibi görünen bir kariyer çizgim olsa da yaptığım şeyler aynıydı diyebilirim: bilgiyi üretmek ve yaymak. Kendimi “bilgiyi üreten” ve “bilgiyi yayan” bir enformasyon savaşçısı olarak tanımlamak isterim, iddialı saymazsanız. Sanırım hayatımın sonuna kadar da araç ve süreç değişse de emekli olmadan bu işi yapacağım. 

Annem ve babam okuma-yazma bilmiyordu. Altı kardeştik ve çizgi romanların hastasıydım. Rahmetli babam -sanırım hoşuna da gidiyordu- istediğimiz her kitabı, çizgi romanı, dergiyi alırdı. Mutlu bir çocukluğum oldu, bahçemiz, evcil hayvanlarımız, sınav maratonu olmayan okul hayatı… Kendimi talihli kuşaktan sayıyorum bu yüzden. Üstümüz başımız toz toprak, ağaçlara çıkıp koşturduğum bir çocukluk yaşadım. Gazetenin, derginin, kitabın yani kâğıdın aziz olduğu ve az bulunduğu bir dönemden söz ediyorum. Bence şanslıydık. Herkes için geçmiş değerlidir, bu benim için de geçerli.

İlkokuldan itibaren amatör olarak her fırsatta tiyatro gösterilerinde yer aldım. Sahne, insanların bakışları altında bir performans sergilemek, bilemediğim bir nedenden çok hoşuma gidiyordu. Yaramaz olduğum konusunda güçlü rivayetler var. Durmadan etrafıma bir şeyler anlatırdım, susturmak için çevrem epeyce çaba sarf ederdi. Sanırım gevezeliğimin işe yaradığı bir sektörde olmak dezavantajımı avantaja çevirdi.

Nasıl bir eğitim aldınız? Hayalinizdeki işi yapıyor musunuz?

Örgün eğitimim normaldi, az da olsa iyi öğretmenlerle karşılaştım. Ama lisans ve yüksek lisans eğitiminde çok şanslı olduğumu söyleyebilirim. Mesela Nazan Bekiroğlu dört yıl boyunca dersimize girdi. Marmara üniversitesinde ise hala kalburüstü sayılan hocalarım oldu. Ama bunların hiçbiri kimse için yeterli değildir. Finansmanını kendim karşılayarak epeyce bir eğitime katıldım. Hatta 2006 yılında bir eğitime katılma uğruna çalıştığım özel okulda işten atıldım. Önemsemedim, bence buna değdi. Bilgi, çok değerli canlı, uğruna katlanılan fedakârlıkları kat kat öder. Şimdi olsa yine aynı şeyi yapardım. Kendiniz için aldığınız eğitim çok değerli, bir nevi kendinize yatırım. Herkese bunu öneririm. Örgün eğitim gideceğiniz yönü gösterir sadece; o yöndeki hızınız, çevikliğiniz, derinliğiniz kendinize yapacağınız yatırımla ortaya çıkar.

Hayalimdeki işi yapıyor muyum? Hayalim sabit değil, doğrusunun da bu olduğunu düşünüyorum. Bir Fransız atasözünde der ki Gökteki yıldızlara dokunamazsınız ama onlar karanlık gecelerinizde size yol gösterir. Bence insanın hayali böyle olmalı; parlak, başınızın üstünde ve daima önünüzde… Yoksa ben öğretmen olacağım diye bir gün ulaşacağınız bir hayaliniz olursa öğretmen olduğunuz gün hayalsiz kalırsınız.

Yaman Koray’ın Büyük Orfoz adlı enfes bir romanı var. Her gün deniz altında gördüğü büyük bir orfozu avlamak isteyen bir balıkçın öyküsü, orfozu avladığı gün içinde büyük bir boşluk duyar. Artık hayali, kalmamıştır. Hayalinizle aranızdaki ilişki Kaptan Ahab’la Moby Dick arasındaki ilişki gibi olmalı. Hayaliniz sizi bir ömür canlı tutmalı, peşinden koşturmalı ve ona ulaştığınızda hikâyeniz de bitmeli. Yani hayalimin peşindeyim ve bu beni diri kılıyor diyebilirim.

Edebiyatın nazenin kalemi, kelimelerle dans eden kadından ders alma şansını 🍀 yakalamış bir dostsunuz. Sizi kandım doğrusu. Beden dili üzerine profesyonel eğitimler veriyorsunuz. Beden dilinin öğretmenlikteki yeri nedir?

Bunu eğitimlerimin başında mutlaka anlatıyorum. Derin bir konu ama şu kadarını söyleyeyim; bir öğretmen sınıfa üç şey götürür, bilgisi, tecrübesi ve bedeni. İlk ikisi kolay kolay görünmez, üçüncüsü hep ortadır. İnsan bedeni, Çin Seddi gibidir, her yerden fark edilir. Bazı meslekler bilim ve sanat arasındadır. Anaokulundan üniversiteye, hangi kademede öğretmenlik yaparsanız yapın, mesleğimizin sanat boyutunun beden dili gibi alanlarda saklı olduğunu düşünüyorum.

Yapılan araştırmalar şunu gösteriyor, bedeninizi iyi bir enstrüman haline getirmezseniz sözlerinizle çelişirsiniz. Buna iletişimde “duble bind” yani ikili çıkmaz denir. Öğrenci, dersimi sevsin ama beni sevmesin önermesinin pratikte geçerliliği yok. Hafızanızı bir zorlayın sevmediğiniz ama dersine bayıldığınız kaç öğretmen var? Benim hiç yok. Dersin adı ne olursa olsun kalbimi fetheden öğretmenlerin dersini sevdim. Kalplerin anahtarlarından biri de beden dilidir.

Peki, gelelim dramaya. Drama’nın eğitimdeki yeri nedir?

Bir kolunu sinemaya atan bir soru, filmler ve diziler hayatımızı nasıl etkiler gibi. John Berger “Görme Biçimleri kitabında der ki dünyayı görsel bir yoğunluk içinde algılarız. Gözle beyin arasındaki sinirler, diğer duyularla beyin arasındaki sinirlerden kat kat fazla, insan beynine giden bilgilerin yaklaşık %80’i gözden gidiyor.

Walter Lippman –ki kendisi iletişimin kurucu atalarındandır- “Birinci Dünya Savaşı’nda Propaganda” kitabında kavramları “picture in our head” diye tanımlar; kafamızın içindeki resimler… Yani bir kelime söylendiğinde harfleri düşünmeyiz, zihnimizde bir resim belirilir. Hal böyleyken, iyi senaryo yazarlarının dediğini ben de öğretmenlere söyleyeyim; anlatma göster, aktarma yaşat. Bunu ancak drama ile yapabilirsiniz. Beş günlük bir drama eğitimi almıştım, üniversitede yakınından bile geçmediğimiz bilgileri öğrendim. Drama, eğitimin odağındadır diyeyim. Drama hayatın metaforudur, onu anlaşılır kılar, somutlaştırır.

Ne güzel ifade ettiniz! Yılda kaç kitap okuyorsunuz ve kitap satın alma kriterleriniz nelerdir?

Aslında eskiden saymazdım. Ama 2007’de bilgisayarımda bir Excel dosyası açıp 1 eylülden diğer 1 eylüle okuduğum kitapları not aldım. 13 yıldır not alıyorum. Ortalama 80-100 arası bazı yıllar 130’a kadar çıkmışım. Takip ettiğim yazarlar var, onların kitaplarını alıyorum. Çoğu zaman bir kitabın dipnotları ve kaynakçası başka kitaplara götürüyor beni. Okuduğum bir yazı da kitabı almama neden oluyor. Okumasına güvendiğim dostlarımın tavsiyesi de ayrı bir kriterim diyebilirim.

Sıkı bir okur olduğunuzu söylemeden geçemeyeceğim. “Öğretmenler İçin Beden Dili”, “Ayna Ayna Söyle Bana”, “Maskeleri Düşürmek” ve “Öğretmenler İçin Algı Yönetimi” kitaplarınızdan biraz bahseder misiniz? Kitaplarınızın bir oluşum hikâyesi var mı?

Bir üçleme olarak düşündüğüm, eğitimin niş alanları saydığım ve bana göre bütün eğitimcilerin bilmesi gereken konularla ilgili üç kitap yazmak istedim. Kısmet de oldu “Öğretmenler İçin Beden Dili” ilk kitaptı. “Öğretmenler İçin Algı Yönetimi” ikinci kitap; “Öğretmenler İçin Müzakere Sanatı” da üçlemenin son kitabı. Son kitabı yayınevime teslim ettim. Sanırım 2021’in başlarında çıkar. Maskeleri Düşürmek ve Ayna Ayna Söyle Bana ise yalanla ilgili yaptığım araştırmalardan doğan kitaplardır. Beden dilinde ele alamadığım duyguları okuma, yalan ve mikro ifadeleri de içeriyor.

Öğretmenler İçin Beden Dili kitabınızda “Öğretmen olmak” kolay, “öğretmen kalmak” zordur.” diye bahsediyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?

Aslında canlı-cansız her şey için geçerli olan üzerimizden geçen zamanın yıpratıcılığına vurgu yapmak istedim. Bugünkü bilgilerimiz yarına yetmiyor, yarınkiler ise öbürkü güne yetmeyecek. Mevlana’nın dediği gibi, “Dünle beraber gitti cancağızım / Ne kadar söz varsa düne ait / Şimdi yeni şeyler söylemek lazım. Mustafa Kemal Atatürk’ün enfes bir sözü vardır, 1925’te Kastamonu’da söylemiş, “Medeniyet öyle bir ateştir ki bigâne kalanı yakar.” Değişimin gücü ve gerçekliğini bu kadar veciz ifade eden bir söz bulamazınız.

Uranyum dışarıya sürekli enerji verdiği için gün gelir kurşuna döner. Kendini yenileyemeyen, geliştirmeyen öğretmenleri anlatan daha güzel bir benzetme bilmiyorum. Derler ki, “Ağaç kuruduğu zaman meyve vermez, insan meyve vermediği zaman kurur.” Kendinizi gidişata bırakırsanız, evet çok rahattır ama bir süre sonra kurur, kurşuna dönüşür, etrafınıza zarar verirsiniz. Anlatmak istediğim bunlardı o sözle.

“Gözler yalanı 🤥 en çok belli eden organımızdır.” diyorsunuz. Yalan söyleyeni nasıl anlarız ve neden yalan söyleme gereği duyarız?

Yalanı nasıl anlarız? Kapsamlı bir konu, bana iki kitap yazdırdı mesela. 😉 Eğitimini veriyorum, haziran ayında çevrimiçi bir eğitimim de var bu konuda.  Bir eğitim konusu size şunu yapın anlarsınız diyeceğim bir yol yok. Bilirsiniz Kral Darius, MÖ 5.yüzyılda uçsuz bucaksız Pers krallığında haberleşmeyi sağlamak için 2700 kilometrelik efsanevi yol yapmış, “Kral Yolu”. Bu yolun inşasından 200 yıl kadar sonra Yunan kralı Ptolemaus, hocası Öklit’e geometri öğrenmenin kolay bir yolu olup olmadığını sorunca, Öklit öğrencisine Geometri öğrenmenin kral yolu yoktur. diye bazı bilgilere ulaşmanın basit, kısa ve zahmetsiz bir yolu olmadığını anlatmış.

Yalanı anlamak için kral yolu yok yani. Gözler üzerinde kontrolümüz yok, bu yüzden en güvenilir organlardan. Hele gözü çevreleyen orbicularis oculi kaslarını diğer kas gruplarıyla beraber okursanız, çok değerli anlamlar elde edersiniz, mikro ifadelerden bahsediyorum. Maskeleri Düşürmek’te hem yüz kaslarını tanıttım hem şablonları verdim.

Niçin yalan gerek duyarız, en kısa cevap insan olduğumuz için derim. Adamın birisi psikiyatra gider “Doktor kardeşim delirdi, kendini tavuk sanıyor. Yardım edin.” der. Psikiyatr “Kardeşini niye getirmedin?” deyince “Ama benim de yumurtaya ihtiyacım var.” der. Hepimizin yumurtaya ihtiyacı var derim.

Yine aynı kitabınızda oturarak ders anlatmayı öğretmen arkadaşlarımıza tavsiye etmiyorsunuz. Bunun bir açıklaması var mı sizce?

Öğretmen masası koza gibidir, aslında her konuşmacı için dinleyici ile arasındaki eşyalar koza gibidir ve rahat hissettirir. Ama bu konuşmacı açısından hissedilen bir rahatlıktır, dinleyiciler için değildir. Bu yüzden yorgun ya da ayaklarınızda rahatsızlık yoksa ayakta olmayı tavsiye ediyorum. Konu ile araştırma ve bulgulardan kitabımda söz ettim. Mesela Arglyle, hastalarından bazılarını masa arkasından dinlemiş, bazılarını dinlerken ise masadan kalkıp yanlarına oturmuş. İkinci gruptan çok daha önemli ve olumlu geri dönüşler almış.

“Milletler düşerken ve yükselirken öğretmenlerin kilit rolü dikkate değerdir.” diyorsunuz yine aynı kitabınızda. Hakikaten de öyle. Klasik olacak ama atama sorunları dağ gibi olmuş ve her yerde mantar gibi açılmış özel okullar varken ve öğretmenlik milletin nazarında değerini yitirmişken kilit roldeki öğretmenlerimiz için ne yapılabilir?

İnsan zihninde iki daire vardır: ilgi dairesi ve etki dairesi. Bu dairelerden biri büyürse diğeri küçülür. Öğretmenler politika, ülkenin kronik konuları, gündem gibi ilgi dairesine giren konulara yoğunlaşırsa etkileri azalacaktır. Aslında bu her meslek grubu için geçerlidir. Etkili insan olmak az konuda derinleşmekle ilgilidir. 3000 yıl önceki Sümer tabletlerinde “hayat pahalılığından, çocukların hayta olup söz dinlemediğinden, nesillerin bozulduğundan” bahsediyor. Dünya kuruldu kuralı belli dertler var ve hep olacak. Bizlerin değiştireceği tek şey vardır o da kendimiz.

Öğretmenlerin birçok derdi var, haklılar mı kesinlikle haklılar ama bu onların dikkatini dağıtmamalı. Bu kazanca bu iş yapılır mı? Bence de yapılmaz ama bu mesleğin bir şövalyelik olduğu unutulmamalı, şövalyeler çoğu zaman karşılık alamaz. Red Kit gibi dertlerle dolu bir kasabaya gelirsiniz, her şeyi düzeltirsiniz, tam teşekkür edileceği zaman ortada sizi bulamazlar, siz güneşin battığı yere doğru yeni bir maceraya çıkmışsınızdır. Öğretmenlik böyle bir şey bence…

Öğretmenler odasındaki sendika panolarına bakın, onların verdiği mücadeleyi küçümsemiyorum yanlış anlaşılmasın, ama orada öğretmenlerin kişisel ve mesleki gelişimine yönelik bir talep gördünüz mü? Ben görmedim. Cesur Yürek filminde bir sahne vardır, hatırlarsınız. William Wallace’ın kısır tartışmalarla zaman kaybedip yaklaşan İngiliz tehdidine kör derebeylerinin toplantısını terk edişi, hatırladınız mı? Harika bir sahnedir. Bana göre öğretmenler cesur yürek olup asıl değiştirecekleri kendilerine ve öğrencilerine öncelik vermeliler.

Özel okulda da çalıştım, özel dershanede de devlette de felsefem hep bu oldu. Emerson’un sözüydü “Tanrım bana; değiştirebileceğim şeyler için güç, değiştiremeyeceğim şeyler için sabır, bu ikisini ayırmak için de akıl ver.” Sübjektif olacak ama değiştirebileceklerime odaklandım, sözümün geçtiği herkese de bunu tavsiye ediyorum. Üç defa ciddi işsiz kaldım, kendinize inanıyorsanız girdiğiniz her fırtınadan çıkarsınız. Dertler hep olacak diyeyim.

Ne güzel bir hayat felsefesi! Ayna Ayna, Söyle Bana kitabınızda “Yaşımız ilerledikçe yüzümüzü kontrol etmeyi ve duygularımızı saklamayı öğreniriz. “Çocuktan al haberi!” ifadesi çocukken kontrolün ne kadar güç olduğunu anlatır. Çünkü çocuklar duygularını saklamayı bilmezler.” diyorsunuz. Yaşlandıkça veya diğer bir deyişle yaş aldıkça çocuksuluğumuzu, çocuk ruhumuzu kaybediyor muyuz?

Belki o oluyordur ama benim söylemek istedim davranışlarımız üzerindeki sosyal ve kültürel kontrolü öğrendiğimizdir. Seyircilerin aktörün performansını etkilediği gibi içinde yaşadığımız toplumda bizi şekillendirir. Dolayısıyla hiçbirimiz yaşadığımız kabileyi terk etmeyi istemeyiz, kabilenin beklentileriyle çelişmeyiz. Sürüden ayrılanı kurt kapar derler ya aslında sürüden ayrılanı önce sürü terk eder sonra kurt kapar. Kastettiğim buydu.

Uzaktan Eğitim sürecinde ekrandaki öğretmen arkadaşlarımızın beden dillerine dikkat ettiniz mi? Miniklere İngilizce öğreten İngilizce öğretmeni arkadaşımızın ekrandaki sempatik halleri çok eleştirildi. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Doğrusu etmedim. Ama o İngilizce öğretmenimizin videosunu inceledim. Çok başarılıydı. Yapılması gerekeni yapıyordu ve bu konuda yapılan eleştireler bilimsel temelden yoksun, oldukça da yersizdi. Roma’da Romalılar gibi davranılır, bunu eğitimlerde hep söylerim. İçine girdiğiniz kültür ve sosyal ortama uygun davranmak bir riyakârlık değil, akıllıca bir stratejidir. Öğretmenimize ulaşmak imkânı olsaydı onu tebrik ederdim. Drama yeteneği oldukça yüksekti. Benim yaştakiler rahmetli Adile Naşit’in Uykudan Öncesini hatırlar. Bayılırdık rahmetli Naşit’e. Çocukla çocuk olmak başarısını gösterirdi. O öğretmenimiz bana Adile Naşit’i hatırlattı.

Şanslı çocukluk. Gelelim modern hayata. Sosyal medyada da beden dili var mı? Paylaşımlarımızda nelere dikkat etmeliyiz?

Beden dilini sadece beden olarak düşünmeyin, birçok alt başlığı ve uzantıları var. Eğer bir görsel paylaşıyorsanız renginden çözünürlüğüne, içeriğindeki her türlü göstergeden paylaşım saatine kadar sözsüz iletişim başlığında değerlendirilir. Bu yüzden ilk sorunuza cevabım, evet vardır, olacaktır. Paylaşımda dikkat etmeniz gerekenler tamamen sizin nasıl bir profil çizmek istediğinizle ilgilidir. Bu konuda Joe Navarro’nun Beden Diliniz Sözcüklerden Daha Etkilidir kitabını önerebilirim. Çünkü sorunuzun ikinci kısmının cevabı bir kitabı dolduracak kadar kapsamlı. 😉

Farklı eğitim ve danışmanlık kurumlarında eğitmen olarak çalışmanın yanı sıra Elma Yayınevi’nde gönüllü olarak çocuk kitapları danışmanlığı yapıyorsunuz. Bu kıymetli tecrübelerinizden bize de bahseder misiniz?

Elma benim için çok değerli, tabi ki diğer yayınevleri de çok çok sevdiğim ve hala çalıştığım dostlarımla dolu. Ama Elma ilk göz ağrım, bana inanan ilk insanlar… Teklif onlardan geldi, seve seve kabul ettim. Benden başka çok kıymetli danışmanlar var ve hepsi gönüllü olarak bu işi yapıyor.

Çocuklar nüfusumuzun yüzde yüzünü oluşturmaz ama geleceğimizin yüzde yüzünü oluşturur. Onlar için yapılan işleri çok değerli buluyorum. Bize gönderilen aday kitaplarla ilgili hiçbir kısıtlama olmaksızın her bakımdan görüşlerimizi yazıyoruz. Bunlar profesyonel editörler tarafından inceleniyor, tabi editörlerin kendi incelemeleri de var. Bizim işimiz böyle, sonrası yayınevindeki yetkili dostlarımıza kalıyor.

En merak edilen soru: Üzerinde çalıştığınız ve yakınlarda yayımlanacak eserleriniz var mı?

Evet, kapsamı biraz genişlettim. Haziran başında “Masumların Katli” isimli bir romanım çıkacak. Elma, polisiye-gerilim kategorisinde yayım yapmadığı için yeni bir yuva buldum kendime. 😉 Motto Yayınları. Çok güzel bir kitap oldu, 500 sayfalık, dizi tadında. Kahramanı bir öğretmen ve bir avukat olan iki dostun karmaşık bir davayı çözmeleriyle başlayan gerilim-macera diyebilirim. Çok katmanlı bir labirent ördüm. Editörüm devam kitabı yazmamı önerdi, başkarakteri çok sevdiğini söyledi. Tabi iletişimle ilgili Sherlockvari bilgiye sahip karakter. Ben çok sevdim, umarım sizler de seversiniz.

“Öğretmenler İçin Müzakere Teknikleri”ni de teslim ettiğimi söylemiştim. Şimdilerde yazın sonuna kadar bitirmeyi hedeflediğim yeni bir polisiye-gerilim üzerinde çalışıyorum. Kahramanı emniyetin müzakere timinde olan bir arabulucu… O da güzel oluyor. Hatta kitabı yazmadan İstanbul Emniyeti Müzakere Timi’nin çok değerli üyeleriyle uzun bir röportaj yapmıştım. Bilinmeyen bir dünya, o da farklı bir tat verecek okurlara diye düşünüyorum.  

Yeni çıkacak her iki kitabınızı da heyecanla bekliyoruz. Biraz özel hayatınızdan bahseder misiniz?

Özel hayatım oldukça sessiz ve 3K ile örülmüş: kitap, kahve, kedi. Yalnız yaşıyorum ve eve geldiğimde fırtınalardan çıkıp bir limana sığınmış gibi hissediyorum. Çok değerli dostlarım var ve onları evimde ağırlamayı çok seviyorum. Sade ve sessiz dediğim gibi. Bu sadelik ve sessizlik beni verimli kılıyor. Haberlere bile bakmıyorum diyebilirim. Eve geldiğimde dünya ile bağlantıyı kesiyorum. Sinema ve dizi izlemeyi çok seviyorum. “Sen görürsün yaşlılığında!” diyenlere kesinlikle haklısınız diyorum. 😉

Kick Boks dalında kara kuşak sahibi olduğunuzu öğrendik. Biraz da hobilerinizden bahsedelim mi?

Evet, spor ilgi alanlarımdan. Yaşım kick boksa elvermez hale gelince sabah 05.30 gibi kalkıp koşuyordum. Sonra duş, kahvaltı ve iş… Çok enerjik kılıyordu bu tempo beni. Bunun yanında sinemaya gitmek, müze ve sergileri gezmeyi seviyorum. Arkadaşlarımla zaman geçirmek, çok sevdiğim bir aktivite, evde bekleyen olmayınca masadan en son kalkma lüksünüz oluyor. Bilgimi besleyen ilgi alanları edinmeye çalışıyorum, sanırım zevk sahibi olmaktansa ilgi alanı konusunda pragmatistim.

Genç öğretmenlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Birçok şey söyleyebilirim, mesela benim kitaplarımı mutlaka okusunlar. 😉 Ama şunu söylemek isterim, tek meslek sahibi olmayı işsizlik olarak kabul etsinler. Kendi değerlerini ölçerken şöyle düşünsünler, bugün öğretmenlik yapmayı bıraksam ne yapardım? Geçimimi nasıl sağlardım? Başka bir yetkinliğim var mı?  

Kendini geliştirmenin sonu yok, herhangi bir spor alanında uzmanlaşmak, dil öğrenmek, bilişim alanında derinleşmek… Çok yönlü insanlar etrafında saygı uyandırır. Ve üretmek, hedefleri olsun. Ülkemiz projeye dönüşmemiş fikirler ülkesi, parlak bir fikrinizin olması yetmez, bu fikri rafine edip uygulanabilir kılmak önemli.

Ve son tavsiye hayal gücü olmayan insanlar karşısında topukları üstünde yüz seksen derece dönüp hızla oradan uzaklaşsınlar.

Kulağa küpe olacak tavsiyeler. Bir eğitimci olarak sizi heyecanlandıran, hayalinizdeki proje nedir?                                

Sinema sektöründe bir şeyler yapabilmek, şimdiki heyecanım bu.

Bir eğitmenin bir günlük hayatı nasıldır?

Biraz da öznel bir durum, yalnız yaşıyorsanız ya da aileniz, çocuklarınız varsa zaman çizelgeniz buna göre değişiklik gösterecektir. Ama günlük rutinlerin değişmezi kendinize yapacağınız yatırım olacaktır. Bunu hem mental hem fiziksel olarak düşünebilirsiniz. Günün sonunda kendinize şunu sormalısınız: “Bugün kendim için ne yaptım?” Çünkü zaman az, Erlend Loe’nin harika kitabı Doppler’de dediği gibi “İnsan bir var, bir yok; bir gün var, bir gün yok.”

Salgın 😷 hepimizin hayatını etkiledi. Bu süreçte eğitmenlik nasıl gidiyor? Bu süreçte öğretmen/veli ve öğrencilere neler tavsiye edersiniz?

1930’lardaki Büyük Buhran’dan beri ilk defa insanlar gelecekleri ve sağlıkları hakkında bu kadar güvensizlik yaşıyor. Amerikalı iktisatçı Alan Greenspan’ın 2008 finans krizinden sonra dediği gibi, “irrasyonel coşku”yla stok yapıyoruz. Çin’den dünyaya hızla yayılan salgınla sağlık sistemlerinin birbiri ardına çöküşüne, işletmelerin hayatta kalma mücadelesine ve milyonlarca insanın işsiz kalmasına şahitlik ediyoruz. Hepimiz izolasyondan kurtulup temiz hava alacağımız, birbirimize sarılacağımız ve sosyal mesafe kuralları olmadan alışveriş yapacağımız günlerin özlemini duyuyoruz.

Fakat uzamanlar beklediğimiz yeşil ışığın yakında yanmayacağını söylüyor. Belki birkaç yıla dünya toparlanacak ama hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, bunda herkes hemfikir. Çoğumuz dengesizlik, belirsizlik, korku ve kaybolmuşluk duyuyoruz. Dünya eski alışkanlıklarımıza saldırıyor adeta, değişmeye zorluyor hepimizi. Her değişim dönemi gibi yeni riskler ve yeni fırsatlar var. Derin bir konu yani.

Artık bir gece Aydın Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde bir derse konuk oluyorum, diğer akşam Diyarbakır’daki öğretmenlerle seminer yapıp ertesi gün Türkiye’nin her yerinden katılan insanlarla çevirim içi eğitim yapıyoruz. Geçen hafta bir eğitim zirvesini canlı 5 saat izledim. Şöyle bakınca oradan oraya koşturduğumuz dönemlere nazaran, hiç fena değilmiş diyorum.

Dünya, küresel bir 11 Eylül yaşadı bu salgınla. Helen Keller’ın dediği gibi “yoldaki viraj yolun sonu değildir, iyi bir dönüş yaptığınız sürece.”Öğretmenlerin, velilerin işi hiç kolay olmayacak, bu virajdan çıkabilirlerse birçok yetenek kazanmış olacaklar. Yapılacaklar listesi bir süre uzayıp gidecek. Çuvallamış hissedeceğiz kendimizi, belki hissetmeye başlamışızdır bile. Psikologlar, hayatta en stresli durumların boşanma, sevdiğimiz birinin kaybı ve ev değiştirmek olduğunu söylüyor. Şimdi istatistiklere dördüncü bir deneyim daha ekleyebilirler: Salgın. Böyle bir durumda öğretmenler de veliler de görev tanımlarını ve sorumluluk alanlarını değiştirmek zorunda kalacaklar.

Yeni şartları okuma ve adapte olma, milyonlarca yıldır yaptığımız şey aslında. İstediğiniz bilim adamına sorun, insanoğlunun başarısı ve dünyaya hükmetmesinin altında yatan güç uyum yeteneğimizdir. Canlılar arasında ne en güçlüsüyüz ne en irisi ne de en hızlısı. Ama uyum sağlama yeteneğimiz o kadar güçlü ki nesilden nesle davranışlarımızı değiştirmekle kalmıyoruz DNA’mızı bile değiştiriyoruz. Bunu isterseniz iklim değişikliğine uyum sağlamak için on ya da daha fazla nesil gereken kutup ayılarıyla karşılaştırın, bu da geçecek. Sıradakine hazır olmak lazım, okyanusun dev dalgalarını aşan sörfçüler gibi.   

Sona doğru gelirken, eklemek istediğiniz bir şey var mı Çağlayan hocam?

Sorularınız beni terletti. 😉 Bence söyleşi işine girmelisiniz. Sizi yaklaşık on yıldır takip ediyorum, sıra dışı işlere imza atıyorsunuz –ki bir öğretmenin de böyle olması beklenir- dilerim bu değerli çalışmalarınıza devam edersiniz, bizler de herkes gibi faydalanırız bunlardan.

Teşekkür ederim Çağlayan hocam. 🙏 Umarız sizi yoğun soru bombardımanı altında canınızı sıkmadık. Teveccühünüz efendim. Naçizane kitap 📚 tanıtımlarının yalnız kalmaması için böyle bir işe başvurdum. Böylelikle okurların bir şekilde yazarlara erişebildiğini ve onlara daha yakın olduklarını düşünüyorum. Ben ve benim gibi birçok kişi siz Çağlayan Babacan hakkında merak ettiği noktaları cevapladınız. Umarım röportajımız eğitim, öğretmenlik, seminerler ve ülkenin geleceği üzerine çalışan, çalışmayı düşünen genç beyinlere bir ışık olur.

Verdiğiniz bilgiler ve sonu gelmez sorularımıza cevap verme sabrını gösterdiğiniz için tekrar teşekkür eder, iyi çalışmalar dileriz efendim. Bu vesile ile kıymetli kitaplarınızı öğretmen, veli ve eğitime kafa yoranlara şiddetle tavsiye ederiz. Sağlıcakla kalın.