Doğan Kitap
10 Nisan 2015
6050930580

Mücellâ

Kitap Yazarı
DEĞERLENDİRME
188

Mücellâ“Yer odasındaki küçük pencerenin önünden vadiyi, Paşazade’nin yalısını, mevsimlerin geçişini; bahçeli evlerin, Kindar yokuşundaki mısır ve tütün tarlalarının bile yerinde apartmanların yükselmesini, daracık sokakların, çıkmaz aralıkların kaldırılmasını, limanın ve havaalanının yapılmasını, üniversitenin kurulmasını seyreder gibi seyretmişti Mücellâ. Onun hayatı başka yöne sapmadan dümdüz bir çizgi üzerinde ilerlerken sağdan soldan katılan birçok hayat bu çizgiye biteviye kesmişti.” diyor Nazan Bekiroğlu son romanı Mücellâ’da.

Kitap Hakkında Kısa Bilgi

Edebiyatın nazenin kalemi o, Nazan Bekiroğlu. Nar Ağacı, Lâ: Sonsuzluk Hecesi ve Yûsuf ile Züleyha gibi nadide eserlerin kıymetli yazarı. Mücellâ ise onun Nar Ağacı’ndan sonra yayımlanan son romanı. Kitabın ilk baskısı, Kasım 2015, elimde. Timaş Yayınları’nca basımı yapılmış. Mücellâ’da Nazan Bekiroğlu bizleri 1920-1970’li yılların Türkiye’sinden nostaljik bir hikâyeyle buluşturuyor. Mücellâ’nın hayatına herkes bir yerlerden dâhil oluyor ama o ise bu hayatı yapayalnız yaşayan biri. Annesiyle yaşayan bir terzinin hayatını okuyacaksınız bu romanda.

Kimlere Tavsiye Ederiz?

Nazan Bekiroğlu, edebiyatın nazenin kalemi. Onun eserlerini okumak insana başka bir haz veriyor. Kitabını bitirirken hüzünleniyorsunuz “Bitiyor!” diye. Bir sonraki romanını dört gözle bekliyorsunuz. Mücellâ, bir biyografinin roman haline getirilmiş şekli. Yazarın son eseri, Nar Ağacı’nı okuyanlar biraz hayal kırıklığına uğrayabilir. Zira Nar Ağacı gibi yüksek tempolu ve aşırı yüklü bir roman değil. Tam aksine durgun bir deniz gibi. Ancak yazan kalem aynı olunca tatlar fark etmiyor.

Farkındalı Olmaya Hazır Mısınız?

Kitap 2 ana bölümden oluşuyor. Yazar, Mücellâ Teyze’nin cenaze merasiminden başlayıp kaseti başa sarıyor. Ve bize hayatında annesinden başkası olmamış ama onun hayatına birçok kimsenin dâhil olduğu terzi teyzesinin hayat hikâyesini anlatıyor.

Kitapta 1920’li Türkiye’den 1970’lere kadar yaşanan siyasi olaylara halk nezdinde tanık oluyorsunuz. Gaz ocakları, elektriğin gelişi, tüp kuyrukları, nohut kahvesi ve sağ-sol kavgaları gibi birçok olaya şahit oluyorsunuz. 2. Dünya Savaşı ve Kore Savaşı da kitapta yer alıyor.

Bir genç kızın o yıllarda çeyizi nasıl hazırlanır, neler konur hepsi geçiyor. Nice gencin aşkına, ayrılığına ve sevgilisiyle kaçmasına şahitlik ediyorsunuz. Hele bir de Yusuf Ziya’nın kavuşamadığı Suna’ya ayrılık mektubu var ki okurken burnunuzun direği sızlar.

Kahve ile Neskafenin çok güzel farkları ortaya konmuş romanda. Kaçan kızlar elinde bebeğiyle bir süre sonra anne-babasının kapısına dayandığında kabul görüyor ama evliyken kocasının emir emiriyle kaçan kadınlar kabul görmüyor. Onları ancak Karadeniz bağrına basıyor.

Romanda köşklerin apartman dairelerine teslim olduğuna, bahçelerin betona dönüştüğüne şahit oluyorsunuz. Müstakil evler hayatımızdan çıkarken beraberinde neleri de götürdüğünü acı bir şekilde romanda okuyorsunuz.

Eski insanların aşkları, ayrılıkları ve hayat anlayışları var kitapta. Cenaze ve Mevlut merasimlerinde insanların davranışlarına hayran kalacaksınız.

 “Dışarıda, kışsa başörtüsü üzerine çift çubuklu yün atkı, yazsa siyah şifon çatma baş. Bir yanı Cumhuriyet öncesinde kalmış eski kadınlardandır.”

“Çünkü bu evin iç kapısı bahçeye adım atabilecek kadar samimi olan herkese açıktı ve kilidin dilini kaldırabilecek bir ipin ucu kocaman düğümüyle dışarı uzatılmıştı.”

“Neticede gelin kaynana, iki inatçı keçi gibi Fahir köprüsünde karşı karşıya durduklarında ne biri alttan almış, ne diğeri sözünü esirgemiş, yıkılıp giden Fahir olmuştu sadece.”

“Neme lâzım, söz olurdu! Neyyire Hanım, ince peçelerinin bile kızların iffetsizliğine hamledildiği zamanlardan kalma, onca yıllık kocasının, gündüz gözüyle diz kapağından yukarısını görmemişliğiyle övünen kadınlardandı.”

“Tanrı uludur Tanrı uludur.”

[pullquote]Hani, Dede Korkut zamanında yaşayan bir oğlan olsaydı Mücellâ adsız kalırdı.[/pullquote]

“Sevda dediğin ne ki? Tarifsiz bir tanışıklık duygusu. Sebepsiz bir gülümseme arzusu.”

“Okuyanların Kur’an tilavetinden ücret talep etmediği zamanlardı.”

“Kız gönlü. Bugün akar yarın diner.”

“Hazreti Züleyha. Bak kızım, onun bile Yusuf Aleyhisselâm’a gitmek için terk ettikleri arasında çocuk yoktu. Çocuğa dokunma.”

“Naturası bozulmuş insanların.”

“Zaman iyi bir öğretmendi ama bu ne pahalı bedel, bu ne kabadayı bilgiydi.”

Farkındalıyım Artık!

“Vedat!” Mücellâ irkildi. Bu adı duymak değil, Güzide’nin bu adı böylesine söylemesi. Arkasına “Bey” ya da “Efendi” eklemeden. Böylesine yalın böylesine mahrem. Her şeyi birbirine açılmış iki kişiden biri diğerinin adını herhâlde ancak böyle söylerdi.”

Farkındalıyım!

Kaynaklar:

  1. Radikal Kitap l Sevengül Sönmez l Nazlı’nın Kitapları, Mücellâ’nın Dantelleri
  2. Yedirenk Dergi l Leyda Didar Bekiroğlu Özyazıcı l Mücellâ
  3. Zaman Kitap l A. Esra Yalazan l Yarım Kalmış Aşklar