Fatih Ekrem Bahadır
01

İSİM

Fatih Ekrem Bahadır

MESLEK

Yabancı Dil Eğitmeni

EPOSTA

mail@fatihbahadir.com

TELEFON

(+90) 532 603 77 22

01

Öğrencileriyle Beraber Öğrenme Yolcuğu Tasarlayabilen Öğretmenler Başarılı Olacak!..

Merhaba Müjdat Hocam,

Sizi eğitim ve öğretmenlik için köşe taşı sayılan kıymetli 3 kitabınızla tanıyoruz. Her kitabınızı bitirdiğimizde “Keşke Müjdat Hoca daha çok yazsa!” diye hayıflanmaktan kendimizi alamıyoruz. Twitter ve Instagram yayınlarınız üzerinden sizi takip ediyoruz. Kitaplarınızı okuduk, okuttuk ve çevremize tanıttık, hatta öğretmen dostlarımıza hediye ettik.  Öğretmen ve eğitim gönüllüsü olan dostlarımıza Müjdat Ataman’ı yakından tanıtmak adına sizinle bir röportaj yapmaya karar verdik. Bu iş yoğunluğu arasında teklifimizi geri çevirmediğiniz için teşekkür ederiz. Buyurun hemen başlayalım efendim. 

Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Merhaba ben Müjdat Ataman, Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği mezunuyum, ardından Ankara Üniversitesi’nde Yaratıcı Drama alanında yüksek lisansımı tamamladım. Devlette ve farklı okullarda öğretmenlik ve yöneticilik yaptım. EğitimPedia’da eğitime dair yazılar yazıyorum. Şu anda Fide Okulları Koordinatörü olarak çalışıyorum.

Nasıl bir eğitim aldınız? Hayalinizdeki işi yapıyor musunuz?

Ben de birçok genç gibi ailemin yönlendirmesiyle istediğim mesleği seçme şansına sahip değildim. Eğitim fakültesine istemeyerek girdim, mezun olduğumda da hemen öğretmenliğe başlamadım ve reklam ajansında çalışmaya başladım. Ardından para kazanmak zorunda olduğum için öğretmenliğe başladım ve sınıfta öğrencilerle buluştuğumda bu mesleğe âşık oldum. Hayalimdeki işi mi yapıyorum, hayır ama işimi büyük hayaller kurarak yapıyorum. Daha iyisi nasıl olurun peşine düştüğüm için çok mutluyum.

EğitimPedia yazarısınız. Yaratıcı Drama atölyeleri veriyorsunuz. Dramanın eğitimdeki yeri nedir?

Aslında birçok dil öğretmeni bir yöntem olarak ‘Rol Playing’i biliyor ve elinden geldiğinde uyguluyor. Yaratıcı dramanın başlıklarından biri de bu. Ben her eğitimcinin yaratıcı drama alanı ile tanışmasını isterim, özellikle oyun belleğini geliştirmek anlamında bile olsa böylesi  bir eğitim çok değerli. Bunun dışında dramatik kurgunun bileşenlerini biliyor olmak bir anlatının (ders de bir anlatıdır) izleyici için nasıl güçlü hale getirilebileceğini de fark ediyorsunuz demektir. Ben de drama eğitimlerinde öğretmenin rolünün ayrıntıları üstünde duruyorum ve bir ders planının dramatik kurgusunun nasıl yapılandırılacağı hakkında çalışıyorum.

Yılda kaç kitap okuyorsunuz ve kitap satın alma kriterleriniz nelerdir?

Sanırım bu yıllara göre değişiyor, ne yazık ki sayı istediğim gibi artmıyor. Özellikle çok yakınımda iyi okurlar olunca onları gıptayla izliyorum. Belirli yazarlar var kitaplarını beklediğim, yeni kitapları çıkar çıkmaz okuduğum. Bunun yanında eğitime ve tiyatroya dair alan okumaları seviyorum. Tür olarak öykücüyüm. İyi öykü okumak en büyük keyiflerimden biri.

112 l Öğretmenliğime Notlar, Açılın Ben Öğretmenim ve Açılın Ben Çocuğum kitaplarınızdan biraz bahseder misiniz? Kitaplarınızın bir oluşum hikâyesi var mı?

Daha önce Pegem Yayınevi’nden çıkmış kitaplarım vardı. Ardından EğitimPedia’da yazmaya başladım. Bu süreçte Can Hocam Tülay Üstündağ sayesinde Elma Yayınevi’nden Gülderen ve Ahmet ile tanıştık. 112 Öğretmenlerime Notlar kitabı bu tanışıklığın ilk ürünüydü. Kitap, öğretmenlik yolculuğumda yaptığım hataların derlemesiydi. Amaç özellikle öğretmenlik yolculuğunun henüz başında olan meslektaşlar için bir rehber olmasıydı.

Ben kutsal sözcüğünün arkasına sığınan öğretmenlik rolünden hiç hoşlanmıyorum. Bu mesleğin profesyonel bir iş olduğunu ve işinde iyi olmak isteyenlerin kendilerini geliştirmeleri gerektiğine inanıyorum. Lisans eğitim sonrası ki bu eğitim de tartışılır sınıfa girdiğimde nasıl da acemi olduğumu düşününce meslekte güçlenmenin alet çantamızı doldurmakla doğru orantılı olduğunu anladım. Açılın Ben Öğretmenim kitabı da bu inancın ürünü olarak ortaya çıktı. Amaç öğretmenlerin sınıfta kullanabilecekleri yöntem ve teknikleri ya da ilgisini çekebilecek konulardan araştırmaya değer görebilecekleri konu başlıklarını onlara sunmaktı.

Açılın Ben Çocuğum kitabı açıkçası anne ve babalar için yazıldı. Öğretmen, öğrenci, veli üçgeninin noktalarının birbirinden kopuk olduğunu düşünüyorum. Anne-babanın okulu tanıyor olmasının, öğretmenin de anne-baba düşüncesini anlıyor olmasının yani karşılıklı empatinin çocuk yararına olacağına inanıyorum. Açılın Ben Çocuğum kitabı da bu amaçla yani çocuk yararına nelere dikkat edilmeli konusunda yazıldı.

112 l Öğretmenliğime Notlar kitabınızda sınıf öğretmenliğinden özel okul öğretmenliğine giden serüvenden bahsediyorsunuz. Bu atlama tahtasında hiç endişe ettiniz mi? Atanma sorunu tavan yapmış ve çığ gibi büyüyen özel okullarda öğretmenliği tavsiye eder misiniz?

Ben devlette çalışıyorken memurluktan istifa ederek özel okul öğretmenliğine geçtim. Tahmin edilebileceği gibi çevremdeki birçok kişi yaptığımın hata olduğunu düşündü. Ben öğretmenlik adına beslenmek istiyordum, öğrenmeye açtım, gittiğim uluslararası bir okuldu ve farklı kültürlerden öğretmenlerle çalışacak olmanın heyecanı yeterliydi. Özel okulda çalışmak ya da devlette çalışmak ben açıkçası  bunun büyük bir ayrım olduğunu düşünmüyorum. Öğrenmeye açık olmayı, kendini geliştirmeyi değerli görüyorum. Hepimizin bu ülkenin çocukları için mücadele etmesi gerekiyor. Bu mücadelenin özel okulda ya da devlet okulunda olup olması çok da önemli değil.

Açılın Ben Öğretmenim kitabınızda “Tüm öğrencilik yıllarımı arka arkaya dizilmiş klasik oturma düzeninde, önümüzde oturanın ensesini görerek geçirdik.” diyorsunuz. Bunun gerçekçi bir çözümü var mı sizce?

Arka arkaya dizilmiş sıra metaforunun bir anlamı daha var; o da arkada oturanların unutulması. Çoktan seçmeli testlerle örülmüş öğrencilik yılları boşa geçiyor. Araştıran, sorgulayan, eleştiren, üreten gençler istiyorsak bu sistemde hayal görüyor demek. Başarıyı test çözmekle eşdeğer görüp, sadece bir alanla (okuduğunu-anlama) ölçme değerlendirme yaptığımızda yaratıcı çocukları kaybediyoruz. Sistem bizden konuşan, yazan, farklı düşünen öğrenciler değil test çözen öğrenciler istiyor ne yazık ki.

Sorunun özünde sorulan arka arkaya oturma sistemi merkeze öğretmeni alan bir sistem oysa öğrenme yolculuğu kavramı öğretmenin anlattığı, öğrenen öğrencinin âtıl kalıp dinlediği bir şekilde olmamalı. Bunun yerine beraber bir öğrenme yolculuğuna çıkmak, araştırmak, birlikte ürütmek değerli.

Açılın Ben Çocuğum kitabınızda “Son yıllarda hiçbir öğrenci okulunu başladığı sistemde bitiremedi.” diyorsunuz. Hakikaten de öyle. Klasik olacak ama ne olacak Türkiye’deki eğitimin bu hali?

Türkiye’de her çocuk için nitelikli eğitim ülküsünden vazgeçmemiz gerekiyor. Bu ülkenin gelişmesini istiyorsak kısa vadeli çözümler değil, eğitim sisteminin her parçası ile ilgili uzun vadeli planlar yapmalıyız. Örneğin eğitim fakültelerinin yapısını değiştirmedikçe, okulların gelişmesini bekleyemeyiz. Hayatında hiç okulda çalışmamış akademisyenlerin öğretmen yetiştiriyor olmaları, ironik değil mi? Bir diğer önemli alan da merkeziyetçi yapı. Şöyle düşünün; bir özel okul yöneticisi beraber çalışacağı öğretmenleri kendi belirliyor, akademik hayalini yaşama geçirecek olanaklara sahip olarak eğitim yılına başlıyor. Bununla birlikte okul bütçesini yönetiyor. Bir de devlet okulundaki bir yöneticiyi düşünün. Bu olanakların hiçbirine sahip olmadığı gibi okulu yaşatmak için para bulmaya çalışıyor. Eşitlik bunun neresinde? Merkezi sistemle tüm okulları yönetmeye çalışmanın bizleri vasata alıştırdığını düşünüyorum. Bu konuda sayfalarca yazabilirim ama uzayacak bu nedenle duruyorum.

Yine aynı kitabınızda Öğretmene Varamadım türküsü eşliğinde “Öğretmenlik, meslek olarak tercih edilebilirliğini çoktan yitirdi.” diye belirtiyorsunuz. Öğretmenlik mesleğinin geleceği nedir?

Öğretmenlik mesleğinin geleceği okulların geleceği ile doğrudan ilgili. Bilginin öğretmenin elinde olduğu günlerde, doğal olarak, öğretmen çok değerliydi. Şimdi bilgi parmağımızın ucundayken öğretmeni değerli kılan şey doğru bilgiyi seçtirmek, işletmek ve uygulatmak olmalı. Öğretmenlik evriliyor ki bu da günümüzde çok normal. Öğrencileriyle beraber öğrenme yolcuğu tasarlayabilen öğretmenler başarılı olacak.

“Çocukların başarılarının iki üç sayfalık ödevlerle artacağına inanmıyorum.” diyorsunuz. Öğretmen olarak ödev vermesek veli kızıyor, versek öğrenci yapmak istemiyor. Yok mu bunun bir orta noktası?

Ödev adına çokça yazdım ve söyledim. Ödevi bir çalışma kağıdına indirgediğinizde soru da anlamını yitiriyor. Öğrenme parmak izi kadar farklıdır dedikten sonra, dersin sonunda her öğrenciye aynı çalışma kağıdını veriyorsak bu ödev değil angaryadır. Eğer öğrencilerin araştırma becerilerini geliştirecek, farklılaştırılmış, öğrencileri heyecanlandıracak ve gerçekten ileriye taşıyacak çalışmalar veriyorsak bu anlamlıdır. Ailelerden önce bu çalışmayı yapacak öğrencilerin bunu istiyor olması gerekiyor. Aile istiyor diye ödev vermek, dostlar alışverişte görsün demekten başka bir şey değildir.

Veli WhatsApp grupları korkulu rüyalarımız. Dijital çağda bu konuda bizlere ne önerirsiniz?

İnsanların haberleşme özgürlüğü var.  Sosyal medyanın bu kadar ön planda olduğu günümüzde doğal olarak arkada dönen bir değirmen olacak. Okullar için de bu arkada dönen sınıf, veli WhatsApp grupları. Bunları bir anlamda normal görüyorum. Haberleşmek, sosyal buluşmalara dahil olmak için insanlar grup oluşturuyorlar. Burada normal olmayan tek şey, açık iletişim yerine, dedikodu ile ilerleyen çark. Okulla ilgili yaşanan bir durumda, olayı veli gruplarında öğrenip tartışmak yerine, akla takılan her şey için, okul yönetimi ile ya da öğretmenle iletişime geçilip birinci kaynaktan bilgi almayı daha sağlıklı görüyorum.

Öğrencilerin ve öğretmenlerin sosyal medya kullanımı ve sosyal medyanın eğitime etkileri hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Öncelikle ‘Yasak kardeşim!’ anlayışı ile bir yere varamayacağımızı biliyorum. Sosyal medya artık yaşamın vazgeçilmezi, neredeyse her öğrenci, belirli bir yaşa gelince, farklı programları sıklıkla kullanmaya başlıyor. Burada esas olan, okulun bu anlamda sağlıklı internet kullanımına dair öğrencilerini bilgilendiriyor olması. Yine aynı şekilde, dijital ayak izinin ne olduğunu, siber zorbalığın ne olduğunu ve sonuçlarının ne olacağının öğrencilerle paylaşılması gerekiyor.

Bununla birlikte, okulların kurumsal olarak ve öğretmenlerin de sosyal medyayı kullandıklarını biliyoruz. Bu kullanım da aslında öğrenciler için örnek oluyor. Öğrencilere şuna dikkat edin, buna dikkat edin derken, aslında kendimize sormamız gereken birinci soru, biz nelere dikkat ediyoruz olmalı? Özellikle ırkçılığın, eril dilin, şiddet kültürünün bu kadar yoğun yaşandığı sosyal medya alanında nerde durduğumuz çok önemli.

Öğrenci fotoğraflarının ısrarla sosyal medya paylaşılmasına ne diyorsunuz?

Bunun etik olmadığını hepimiz biliyoruz. Ama nedendir bilinmez, kural koyucular bile kurallara uyma konusunda sıkıntı yaşıyorsa ne denebilir ki? Bir çocuğun özelini paylaşmayı, ailesinden izin de almış olsak, ben kendi adıma doğru bulmuyorum.

Öğrencileri ekrandan ve sosyal medyadan uzaklaştırmaya çalışırken salgın süreciyle onları ekrana ve sosyal medyaya bağlamamız sizce de bir tezat içermiyor mu?

Öğrencilerin değil, aslında hepimizin, ekran süresi konusunda sıkıntıları var. Bu süreçte teknolojik ürünlerle geçirilen sürenin nasıl kullanıldığı ön plana çıkıyor. Üretim amacıyla ya da öğrenme amacıyla geçirilen ekran süreleri anlamlı sayılabilir. Pandemi süreciyle beraber, evet sizin de belirttiğiniz gibi, ekran süreleri arttı. Bu belki de çağın yeni habercisi, öğrenmeyi dört duvar arasına sıkıştırmak yerine bir ekrana sığdırmak.

Bilkent Üniversitesi Hazırlık Okulunda (BLIS) ve Özel İzmir SEV Okulları’nda öğretmenlik ve yöneticilik yaptınız. İstanbul’da Tarabya İngiliz Okulları İlkokul Müdürlüğü görevinde bulundunuz. Bu kıymetli tecrübelerinizden bize de bahseder misiniz?

İlk olarak bir devlet okulunda öğretmenlik yapmaya başladım. Üç yılın ardından, Bilkent Üniversitesi Hazırlık Okulu’nda çalışmaya başladım. Her yeni kurum, farklı bir kültür ve kendi öğrenme iklimini açıyor size. Her kurumun, öğrenme adına önemli basamakları olduğunu düşünüyorum. Eğitim adına yapılan doğrular ve yanlışların analizini yapmak, çıkarımlarda bulunmak da bize ait.

2016 yılından beri Fide Okulları’nda Müdür olarak görev yapmaktasınız. Biraz Fide’den bahsedelim mi? Öğrenciler neden Fide’yi tercih ediyor? Fide’nin ayırıcı özelliği nedir?

Fide birçok eğitimcinin hayalinin gerçek olduğu bir okul diyebiliriz. Ali Koç’la tanıştığımızda, zihnindeki okuldan söz etti. Kurduğu hayal, sistemde soluksuz kalan tüm eğitimcilerin hayaliydi aslında. Hayaller güzeldi de bunları hayata geçirmek cesaret istiyordu. Ali Koç bu cesur adımla Fide Okulları’nı kurdu. Herkes akademik beklenti ararken, Fide sosyal, duygusal alana yatırımı merkeze koyarak kuruldu. Sadece öğrenci merkezli değil, öğretmen ve öğrenci merkezli bir okul olma amacıyla başlangıç temelleri atıldı. Daha önce de söylediğim gibi her okulun bir kültürü vardır, Fide’deki en büyük şansımız, kuruluşunu yaptığımız okulda, ne ekmek istediğimizi biliyorduk ve yatırımımızı inandığımız değerlere yaptık. Eşitlikçi, adil, öğretmen emeğinin sömürülmediği, kimsenin ayaklarının geri geri gitmediği, hata yapmanın normal görüldüğü, her yaşantıya ne öğrendik diye bakabildiğimiz bir okul Fide Okulları.

Fide’de her yıl farklı alanlarda değerlendirmeler yapıyoruz. Öğretmenlerin, öğrencilerin ve ailelerin görüşlerini alıyoruz. Kendimizi nasıl geliştirebiliriz, öğrenci yararına ne yapabiliriz sorusundan vazgeçmiyoruz. Çocuklar da öğretmenler de Fide’de öncelikle mutlular ve mutluluk inanın çok şey demek.

Ali Koç hocamla birlikte Öğrenme Yolculuğu adı altında Silikon Vadisi yöneticilerinin çocuklarının gittiği Waldorf Okulu’na, Elon Musk’ın okulu Ad Astra’ya ve müzik ve sanatı odağına alan çok özel bir okula ziyaretlerde bulundunuz. Bize bu seyahatlerde dikkatinizi çekenleri kısaca aktarır mısınız?

Ali Koç sadece iyi bir eğitimci değil, aynı zamanda, çok iyi bir yol arkadaşı.J ABD’ye yaptığımız eğitim ziyaretinde, seçtiğimiz okullar kendine özgü felsefesi olan okullardı. Bu nedenle farklı eğitim ortamlarını görme şansımız oldu. Bu gezilere dair ayrıntılı izlenimlerimize EğitimPedia’da ulaşılabilir ama şunu söyleyebilirim ki öğrencinin özgünlüğüne değer vermek ve öğretmeni güçlendirmek okulu da değerli kılıyor. Öğrenme Yolculuğu Serisi 1, 2, 3, 4.

Biraz özel hayatınızdan bahseder misiniz?

Yaşamı ve yaşamayı çok seviyorum. Çalışmayı da aynı şekilde, işi bir zorunluluk olarak değil bir heyecan yeri olarak görüyorum. Eğlenceli zaman geçirmek önemli ve bunun kendi elimizde olduğunu biliyorum, planlamamı da bu şekilde yapıyorum. Yaşla birlikte, mutsuzluklardan uzak durmayı yeğliyorum. Deniz düşkünü ve mavinin hayranıyım. Şu an İstanbul’da yaşıyorum, evliyim. Ruken edebiyat öğretmeni, iyi bir okur ve iyi bir eleştirmen. Şu an o da edebiyat karşılaştırmaları konusundaki ilk kitabının basımını bekliyor; aynı zamanda Türk edebiyatı konusundaki ikinci kitabının yazımını sürdürüyor.  Sakin, arkadaş sohbetleri ile çevrili, keyifli bir yaşamı paylaşıyoruz.

Çocuğunuzun fotoğraflarını sosyal medyada paylaşıyor musunuz?

Evet, sıklıkla olmasa da Umay’ın zaman zaman fotoğraflarını sosyal medyadan paylaştığım anlar oluyor. Umay’ın büyüme yolculuğu da yaşamımın bir parçası.

Umay ile teknoloji kullanımı konusunda nasıl bir yol izliyorsunuz?

Özel bir anlaşmamız yok. Pandemi sürecinde annesinden ve benden uzak olduğu için bir akıllı telefonu oldu. Şu sıralar biraz oyun oynuyor, biraz film izliyor. Ekran süresi konusunda bir kısıtlamaya giderek şu an kutuplaşmayı gereksiz görüyorum. Umay’ın genel özelliği abartmamak üstüne kurulu; bu nedenle de bir anlaşma yapmayı şu an için çok anlamlı bulmuyorum.

Genç öğretmenlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Benim ilk yıllarda yaptığım en büyük hata yaşadığım her olumsuzlukta aynayı karşıya tutmaktı. Müdür hatalı, öğrenciler iyi değil, veliler anlamıyor, sınıftaki öğrenci sayısı fazla vb. Ne zaman ki aynayı kendime tutmaya başladım, o zaman gelişmeye başladım. En büyük tavsiyem, bir başkasını suçlamak yerine, bulundukları bu ortamda ben daha iyi nasıl yapabilirimi arıyor olmaları.

Öğretmenlikte gelişimin en iyi yolu sınıf ziyaretleri ile oluyor, sıklıkla meslektaşlarının derslerini izlesinler. En iyi öğrenme sınıfta.

Bir öğretmen ve yönetici olarak sizi heyecanlandıran, hayalinizdeki proje nedir?

Birden çok proje var ama en önemlisi esnek okul modeli. Öğrencilerin kendi çalışma sürelerini ve alanlarını belirledikleri ve gelişimlerini değerlendirebildikleri bir sistem oluşturmak.

Amerika’da ziyaret ettiğiniz okullarda çalışmak ister miydiniz?

Ad Astra’da çalışmak isterdim, çünkü biz ne yazık ki olumsuza odaklıyız. Ülkemizde eğitime dair yaptığımız tüm tartışmalar basit düzeyde ilerliyor. İki politik görüşün anlamsız tartışmalarından ileri gitmeyen bir bakış açısıyla ilerliyoruz. Bir grup var, sürekli eleştiren ve kötüleyen; bir grup var, sürekli alkışlayan ve her şeye güzel diyen. Konudan bağımsız yergicilik ve şakşakçılık beraber yürüyor. Bu durum da ne yazık ki eğitim adına derin konulara girmeyi ve uzun tartışmaları engelliyor.

Biz hala öğrencinin ve öğretmenin saçıyla, başörtüsüyle, küpesiyle, kot pantolonuyla uğraşmaya devam edelim, onlar da uzaya gitmeye devam etsinler…

Bir öğretmen/yöneticinin bir günlük hayatı nasıldır?

Fide’de değişmeyen rutinlerimiz var. Örneğin, her sabah öğrencileri kapıda karşılamak. Ders gözlemlerinde ve geri bildirimlerde bulunmak, teneffüste öğrencilerle, onlar da istiyorlarsa, oynamak, öğretmenler odasında gıybete ortak olmak, haftalık rutin toplantılara katılmak ve gelen raporları değerlendirmek…

Salgın sürecinde yöneticilik nasıl gidiyor? Bu süreçte öğretmen/veli ve öğrencilere neler tavsiye edersiniz?

Süreç bittiği için bir şey yazmayayım ve hatta salgın bitsin diyerek bitireyim konuyu.

Teşekkür ederim Müjdat hocam. Umarız sizi yoğun soru bombardımanı altında canınızı sıkmadık. Ben ve benim gibi birçok kişi siz Müjdat Ataman hakkında merak ettiği noktaları cevaplandırdınız. Umarım röportajımız eğitim, öğretmenlik ve ülkenin geleceği üzerine çalışan, çalışmayı düşünen genç beyinlere bir ışık olur.

Verdiğiniz bilgiler ve sonu gelmez sorularımıza cevap verme sabrını gösterdiğiniz için tekrar teşekkür eder, iyi çalışmalar dileriz efendim. Bu vesile ile 3 kıymetli rehber kitaplarınızı öğretmen, veli ve eğitime kafa yoranlara şiddetle tavsiye ederiz. Sağlıcakla kalın.