Fatih Ekrem Bahadır
01

İSİM

Fatih Ekrem Bahadır

MESLEK

Yabancı Dil Eğitmeni

EPOSTA

mail@fatihbahadir.com

TELEFON

(+90) 532 603 77 22

01

Salgın Sürecinde Öğretmen Olmak

Çin’in Wuhan eyaletinde Covid-19 kod adlı Coronavirüs, diğer adıyla Corona ortaya çıktığında, haberlerden Çin Hükümeti’nin virüs kapan Çinlileri apar topar hastaneye götürmesini ve diğer vatandaşlarını evlere kapatmasını bir ütopya okur gibi sadece izliyorduk. Hatta hastalığı ilk teşhis eden doktorun öldüğünü haber kanallarından duyduğumuzda, çok sevdiğim bir hocamla kafeteryada kahve keyfi yapıyordum. Aynı sıkıntıları kendimizin de yaşayacağımızdan bihaberdim. 😥

Salgın 😷 Hayatımızda Neyi Değiştirdi?

Yaklaşık iki aydır evlerimize kapanmış durumdayız. Çok yoğun çalıştığım günlerde en özlediğim şey PTT (pijama, terlik ve televizyon) modunda evde aylak aylak takılmaktı. Hiçbir zaman bu aylaklıktan usanacağım aklımın ucundan bile geçmezdi. Okullara virüs nedeniyle ara verilip uzaktan eğitime başladığımız bu süreçte, hayatımızda maalesef umduğumuzdan daha çok şey değişti. Web tasarım uzmanlarıyla uzun süredir çalıştığım ve online derslere sınav hazırlığından dolayı aşina olduğum için freelance (serbest) çalışmak, home office (evden çalışmak) hep beni cezbederdi lakin bu kadar yoğun olacağımızı tahmin bile edemezdim.

Virüsün ve evde karantina döneminin ilk şaşkınlığını ilk önce uzun zamandır okumak isteyip de okuyamadığım klasikleri okuyarak atmaya çalıştım. Fransız yazar Victor Hugo’nun iki ciltlik şaheseri Sefiller’i okumaya başladım. Tabi diğer bir taraftan da öğrencilerimizden uzak kalmamaya, onlardan bir telefon, bir SMS ile de olsa haber almaya çalıştık. Velilerimizle görüştük. Çocuklarımızın sesini duyduk ve mutlu olduk. 😊

Bu arada bakanlığımızın büyük gayretleriyle EBA TV ilk, orta ve lise olmak üzere üç kanalda uzaktan eğitimler başladı. İlk gün hem bir veli hem de bir öğretmen olarak çok heyecanlıydık. İlk dersler biraz sıkıntılı geçse de yayını yapan meslektaşlarımızın gerekli düzenlemeleri yapmasıyla yayınlar rutinine oturdu. Bu süreçte bizler de öğrencilerimize ulaşıp televizyon kanallarını bulmalarını ve dersleri takip etmelerini sağladık.

Normal zamanlarda çoğu öğretmenimizin sakladığı telefon numaraları her dersin bir WhatsApp grubu kurmasıyla ortalığa saçılmış oldu. “Sosyal medyada çok vakit harcamayın, okulda sosyal medya olmaz!” tembihini çok duymuştuk ancak salgın süreciyle her öğretmenimiz bir “WhatsApp grubu yönetmeyi” öğrenmek zorunda kaldı. 8-5 mesai ve özel hayat kavramı tamamen bitmişti, Ramazan ayının da girmesiyle gece yarısı 2’de bile mesaj gönderen, sosyal medya üzerinden EBA kanalı ayarlatmak isteyen öğrencilerimiz oldu. Hatta “Bu grubun sesi çok çıkıyor, veliler de var. Acaba sadece yöneticiler mi mesaj atsa?” diye düşündüğümüz zamanlar oldu. Kendi adıma çocuklarımın sesini sınıfta kısmadığım gibi grupta da kısmadım. Fakat nezaket ve saygı kuralları çerçevesince mesajlarını göndermelerini veya özelden yazışmalarını istedim.

Facebook, Twitter ve LinkedIn gibi sosyal mecraları daha çok kullanmama rağmen daha önce Instagram’da sayılı gönderimde bulunmuştum. Daha çok gençler tercih ettiği ve pek ihtiyacım olmadığı için o alanı hep boş bırakmış ve sanatsal işlere havale etmiştim. Öğrencilerimin çoğunun Instagram’da olduğunu görünce, birer dijital yerli olan öğrencilerimden bu mecrayı kullanmanın inceliklerini öğrendim. Hikâye atmayı, beğenmeyi ve arşivlemeyi deneyimledim. Hem öğrencilerime ulaştım hem de karantina günlerinde bir sosyal mecrayı daha etkin kullanmayı becerilerime kattım. Bir dostumun da teşvikiyle Instagram’da Fatih’in Kitaplığı hesabıyla okuduğum kitapları güzel alıntı, yorum ve makro çekimlerimle paylaşmaya başladım.

Zoom üzerinde birçok dedikodu dönmesine rağmen bir süre sonra “canlı dersler” yapmaya başlayınca gördük ki bakanlık da Zoom kullanıyor. İlk canlı dersim olduğunda öğrencilerimi ekranımda görünce kendi çocuklarımı görmüş kadar sevindim. Hatta ilk 20dk selam, sevgi ve özlem gidermekten derse geçemedik. Ama onların iyi olduklarını görmek içimi ferahlattı. Tabi canlı dersler aksaklıkları da beraberinde getirdi. 30 kişilik sınıfımızda gerek internet gerek donanım ve gerekse teknik nedenlerle derslerimize 10 kişi katılıyordu. Tabi bu durum hem bizi hem de öğrencilerimizi üzdü ve velilerimizi de ister istemez tedirgin etti.

Daha önceleri eşim çalışmazdı. Sonra o da çalışmaya başladı. Salgın sürecinde biz evlerden uzaktan eğitime başladık ancak onun işyeri 15 günlük bir aradan sonra yeniden çalışmaya başladı. Bu süreçte birçok insan kimi işyerlerinin tedbir nedeniyle kapatılmasından dolayı işsiz kaldı veya ücretsiz izne çıkarıldı. Akşama kadar evde çocuklarla birlikte olup bir de eşiniz çalışınca, bu yaşıma kadar hiç deneyimlemediğim şeyleri gördüm. Daha önce eşime ev işlerinde sürekli yardımcı olurdum lakin bu süreçte bir taraftan çamaşırları sererken diğer taraftan gayet akıllı bir şekilde bulaşık makinesini doldurmam gerekiyordu. Velhasıl 8 saat çalışırken birden 18 saat çalışmaya başladık. 😪

Bunun yanı sıra canlı derslere de önceden hazırlanmak gerekiyordu. Bir saat canlı ders için öncesinde 3 saat hazırlık yaptığımı biliyorum. Bu arada büyük çocuğun televizyondan takip etmesi gereken dersler, canlı dersler için ihtiyaç olan telefon ve öğretmenlerinin WhatsApp üzerinden gönderdiği konu, soru ve deneme mesajları da yağmur gibi yağıyordu. Küçük çocuğun beslenmesi, temizliği ve ilgilenilmesi de ayrı bir konu tabi. Eşimin şirketi tatil edilmediği için işten geldikten sonra bir saat kadar bizden uzak duruyor, kolonya sürüyordu ve hijyene her zaman olduğundan daha fazla dikkat ediyorduk. En çok korktuğumuz şey virüse yakalanmak ve başkasına yaymaktı.

Salgın Günlük Yaşamımıza Ne Getirdi?

Okullar, camiler, lokantalar ve kafeteryalar kapatıldı. 65 yaş ve üzeri büyüklerimizin ve daha sonra 20 yaş ve altı gençlerimizin sokağa çıkması yasaklandı. Bu yasak halen günün belli saatlerinde defalarca hoparlörlerden ilan edilmeye devam ediyor. Yaşlılarımız biraz daha alıngan, gençlerimiz ise biraz da agresif oldu. Zaruri ihtiyaç için dışarı çıkmak durumda kalanlarımız ise paranoyak… “Maske” takmayı öğrendik. Maske meselesi de ayrı bir muamma oldu, kimlerin takacağı ve nasıl dağıtacağı konusunda.

“Sosyal mesafe” diye bir kavram öğrendik. Önümüzdekiyle aramızda 1m mesafe bırakarak markette ve eczanede modern toplumlar gibi sıraya girmeyi öğrendik. Herkes için sokağa çıkma yasağı konuşulmasına rağmen ekonomik nedenlerle uygulanmadı. Daha önce sokağı çıkma yasağı görmeyenlerimiz, büyükşehirlerde aniden sokağa çıkma yasağı uygulanınca marketlerde yığıldık. Hatta Luppo alan vatandaşımız bir hayli konuşuldu. Marketlerde makarna kalmadı. Makarna üreticileri 2 yıllık makarna stokumuzun olduğunu açıklamak zorunda kaldı.                                                                                                                          

En Çok Neyi Özledim? 😘

Ne yalan söyleyeyim, en arkadaki şımarık öğrencimi özleyeceğim hiç aklıma gelmezdi. Vallahi özledim. 😉 Her sabah “Good morning, teacher!” diyen miniklerimi, evde yaşadığını sınıfta somurtarak yansıtan çocuklarımı ve teneffüs aralarında bana LGS kaygılarını anlatan ergenlerimi özledim. Öğretmen arkadaşlarıma takılmayı, dostlarımla bir çay içmeyi, dışarıda güzel bir yemek yemeyi özledim. En sevdiklerime, eşime ve çocuklarıma sarılmayı özledim. Her ne kadar görüntülü de görüşsem yanaklarını sıkmayı özlediklerim var. Bir gün koyunlar karşımızdaki yeşillikte otlarken camdan onları seyretmek zorunda kalan ben, hayvanat bahçesini beklemeye mahkûm edilen zavallılardan özür diledi ve onları anlamaya çalıştı bu iki aylık mahkûmiyeti sırasında…

Küçük oğlumun “Bakteri ne zaman geçecek baba?” sorusuna yanıt bulmaya çalışırken onun küçük yüreğini incitmeden verilecek cevaplar ararken buldum kendimi. Kuaförümü özledim. Saçlı, sakallı ve pijamalı halime pek alışkın olmadığım için aslında kuaförlerin hayatımızda ne kadar önemli bir yere sahip olduklarını anladım. Seyahat etmeyi özledim. Parklarda dolaşmayı özledim. Eğer meşguliyetiniz yoksa evde kalmanın hiç de kolay olmadığını öğrendim. Belirli bir yerde, ne zaman biteceği muğlak olan bir süreci beklemenin huzursuzluğunu ve her akşam o acı tablo açıklanırken “Ne olacak bu işin sonu?” diye sorgulamanın acısını yaşadım.   

Toparlarsak

Fazla uzatmayayım, velhasıl sevgili meslektaşlarım, normal zamanlarda öğretmenlik girdiğiniz ders sayısı kadar iken salgın sürecinde 7/24 dersteyiz. Çocuklarımızla daha çok vakit geçiriyor. Onlarla daha çok oyun oynuyoruz. Ancak okula gitmediklerini ve normal rutinlerine devam etmediklerini gördükçe ister istemez kaygılanıyoruz. Ancak her zaman olduğu gibi ümidimizi hiçbir zaman yitirmiyoruz. Bu sürecin eğer dikkat edersek çabucak atlatılacağını biliyor ve o şekilde hareket ediyoruz. Minik kalpleri bu süreçten fazlaca haberdar etmeden onlarla oynadığımız oyunlarla iletişim kuruyoruz; böylelikle endişelerini kolayca gidermeye yardımcı oluyoruz.

Sınava girecek öğrencilerimiz okullar açıkken işlenen, ilk dönem konularından sorumlu olduklarını bildikleri için, o konuları tekrar etmeye ve bu konularda onlarla soru çözmeye ve aynı şeyleri yaşarken onların sürece dair kaygılarını gidermeye çalışıyoruz. Çalışmak zorunda olanlar için virüse yakalanmamalarını umut ediyoruz. Haftanın günlerine bakmadığımız ve alarm kurmadığımız şu günlerde, dışarı çıkamayan büyüklerimizin ihtiyaçlarını gidermelerine yardımcı oluyor ve bu kötü günlerin de geçeceğini bir çocuk umuduyla yineliyoruz.

Yazımı Nazım Hikmet Ran’ın “Güzel Günler Göreceğiz Güneşli Günler” şiirinden dizelerle bitirirken sağlıcakla kalın efendim diyorum. Bugünler geçecek ve bizler yine çocuklarımıza kavuşacağız.

Güzel günler göreceğiz çocuklar

Motorları maviliklere süreceğiz

Benzer Deneyim Yazıları: